Bu kitabı okurken savaşın ortasında olduğumu değil, insanın kendi iç savaşıyla baş başa kaldığımı hissettim. Hemingway öyle bir anlatıyor ki, çatışmalar arka planda kalıyor; öne çıkan şey insanların korkuları, tereddütleri, susuşları oluyor.
Robert Jordan’ı okurken onu kahraman gibi değil, çok gerçek bir insan gibi gördüm. Cesur ama kararsız, idealist ama yorgun. Özellikle Maria ile olan ilişkisi, savaşın içinde filizlenen tuhaf bir umut gibi geldi bana. Kısa sürede yaşanan o yoğunluk, kitabın en vurucu taraflarından biriydi.
Ağır ilerliyor gibi duruyor ama aslında insanın içine yavaş yavaş yerleşiyor. Bittiğinde büyük bir olay yaşamış gibi değil de, uzun bir düşünceden çıkmış gibi hissettim. Bu kitap bana savaşın gürültüsünden çok, insanın sessizliğini anlattı.