Sesimi aynalara vurdum, yüzümü uğultulara sordum yıllar boyu ben. Yaşamla ölümün imgelerini birbiriyle uyumlu bir biçime sokmaya çalışmak. Onlar paralel iki duvardılar da sanki, bir örümcek ikisi arasında bir ağ örüyordu bıkıp usanmadan. Sözcüklere yaşamölüm diye yeni bir kavram ekledim.
Kitapların altını çizerek okumak, bir tarlayı sürmek gibi bir şeydi o zamanlar. Ben altı çizili yerler sözcük sözcük yanarken sokaklara çıktım ve gökyüzünden yağmur yerine kavramlar dökülüyordu. Şimdi bütün tanımları yitirdiysem, suç kimde? Kimse git demedi, kapılardan gözyaşları kovdu beni...
Adı konulmamış varlıklar, duygular, kavramlar hiçbir zaman benim olmadınız. Suya bıraktığım kitap, seni ezberimde tutuyorum, bir gün bütün sözcüklerine tek tek karşılık bulabilmek için... Adlardan soyundum şimdilik, dünyayı giyindim.
Geceyarısı, uykumda kendi sesime uyandım, sırılsıklam ter içinde. Çığlığım ufuk çizgisinde asılı kalmış gibi, bu dünyanın gerçek kaosu ortasında anımsanamayan bir karabasanın nedenini soruyor bana.