"Hz. Peygamber bineğinin üzerinde, vaadini yerine getiren ve nimetini tamama erdiren Allah'a karşı bir tevazu ve şükran ifadesi olarak başını eğmiş vaziyette Mekke'ye girdi."
"Her zafere karşılık gelen bir yenilgi vardır. Her şaşaayı gözetleyen bir zillet bulunur. Muzaffer olanları süsleyen her güvene karşılık mağlup olanların gayretini depreştiren bir korku vardı. Ancak Mekke'nin fethi, tüm bu söyleyenlerden azadeydi.
Her çağda fatihler bir sehre veya beldeye girdikleri zaman orayı bozguna uğratır, halkın içindeki onur sahiplerini zelil kılar, kılıçları konuşturur, yağmalar yapıp esirler edinirdi. Hz. Peygamber'in Mekke'ye girişi ise güven içerisinde, kolayca ve organize bir şekilde gerçekleşmişti. Mekke halkı onun zorba bir düşman veya hain bir hasım olmadığını bildiklerinden korkup tedirgin olmaksızın şehri teslim etmişlerdi. Zira kendilerini, herkesin eşit olacağı, onurlarının güvence altına alınacağı, su son sahnede Mekke kapılarında silah kaldıranlar için bile gelecek kapısı açık olan yeni bir devrin beklediğini biliyorlardı."
"Yüce Allah, davetin, dünya dengelerinin sarsılp çalkalandığı özel bir tarihsel dönemde ortaya çıkmasını takdir etmişti.
Bu dönemde hüküm süren stratejik boşluk sayesinde İslâm ilk etapta büyük oyuncuların nüfuzundan uzak bir bölgede konumlanma imkânı bulacak, ardından uluslararası duvardaki çatlak büyüdükçe ve boğucu küresel iktidar zayıfladıkça git gide genişleme olanağı elde edecekti.
Bu denklem, İslâm'ın muazzam yayılış hızını anlamak için gereklidir. Uluslararası çekişmeler, güç dengeleri, stratejik ve ekonomik eylem akımları, tüm bunlar İslâm'ın kısa bir zaman aralığında mükemmel bir stratejik güç olarak doğuşunun izahına önemli katkılar sağlar."
"Sahâbilerin bir kısmı kendisine yanına silah almasını önermişti. Önerdikleri silahtan maksat, savaşçının üzerine giydiği zırh, mızrak, kalkan, halkalı zırh ve başı koruyan miğferdi, kılıç ve hançer ise yolcunun genelde yanında taşıdığı edevattan olup savaş hazırlığı olarak görülmezdi. Ancak Hz. Peygamber yolcu silahı kabul edilenlerin dışında bir şey almayı reddetmişti. Müslümanlar bu durumu garipsediler. Çünkü onlar Hz Peygamber'in Mekke'yi fethetmeye niyetli olduğunu düşünüyorlardı. Neden olmasın ki? Mekke zayıf durumdaydı, gerçekten ona saldırmak mümkündü. Ancak Hz, Peygamber'in stratejisi, üstün durumda olsa ve elinde buna yetecek güce sahip olsa bile Mekke'yi kaba kuvvet kullanarak fethetmek şeklinde
değildi. Sahâbe Hz. Peygamber'in Mekke'ye bir fatih olarak gireceğini düşünüyorlardı ancak Hz. Peygamber bilgece ve ileri görüşlü bir şekilde yapölan bazı değerlendimeler nedeniyle enerjisini her iki taraf için de kabul edilebilir bir çözüm bulmak için harcıyordu. Çünkü o bir peygamberdi, alemler için bir rahmetti, ne pahasına olursa olsun zafer derdine düşmezdi. Onun hedefi Araplar ve ardından da tüm cihanin Müslüman olmasıydı. Araplar Kureyş'e ibret nazarıyla bakarlardı; bu nedenle Müslüman Kureyş'in İslâm'ı benimsemesi, tüm Arapların Müslüman olmasına etki ederdi. Ayrıca Harem'in bir saygınlığı vardı, İbrahim'in hanif dininin varisi olacak bir dinin Mekke'deki dönemi kan ve şiddetle başlayamazdı."