"Kureyş liderleri, Hz. Peygamber'i mesajını tebliğ etmekten vazgeçmeye ikna edemedi ve bu zaten beklenen bir neticeydi.
Kureyş, söylemleri açısından kendi içinde tutarlıydı, çünkü tüm meseleleri çıkar problemi olarak görüyor ve mal, başkanlık ve saygınlık vaadiyle bu problemleri çözebileceğini düşünüyordu.
Hz. Peygamber ise onlara karşı ilkesel bir söylem kullanıyordu ve bu, Kureyş'inkine göre daha üstün bir söylemdi. Bu nedenle
onu yok etmeleri veya görmezden gelmeleri mümkün değildi.
Kureyş, istisnai meşruiyetinin temelinde Kâbe ve Harem'in yattığının farkındaydı. Kâbe'nin ise İbrahimî mirası temsil ettiği
inkar edilemez bir gerçekti. Bu peygambere gelince, o da yalnızca Allah'a ibadet etmiş olan İbrahim'in hanif dinine uyduğunu iddia ediyordu. Ayrıca Kureyşlileri de Kâbe'nin, Harem'in
haram ayların ve hac aylarının temelini atan İbrahim'in saf ve ari inanç esaslanna dönmeye davet ediyordu. Kâbe, Harem,
haram aylar ve hac mevsimi gibi olgular Kureyş'in istisnai konumunu oluşturan bileşenlerdi. Ayrıca bu peygamber onları
hakkaniyete, adalete ve eşitliğe davet ediyor; açgözlülüğü, tartıda hilekarlık yapmayı, akrabayla iliskiyi kesmeyi terk etmelerini öğütlüyordu. Artık hangi delile dayanarak onun davetini
kötüleyebilirlerdi ki?"