Bu hikâyelerin bir kısmını başka yerlerde duyduğunu tahmin ediyorum, ama onları belli insanlara ve yerlere öyle bir aşılardı ki —tıpkı bir meyve ağacı kaleminin yabani bir fidana aşılanması gibi— anlattığı hikâyeler çiçek açar, meyveye dururdu.
21.03. — 8 kilo patates ektim.
Kendisi artık aramızda yokken yiyeceğimiz patatesler.
Bir ay sonra, 21 Nisan'da 50 kök domates dikmiş. O yaz ve sonbahar yiyeceğimiz iri ve gerçek domates kokulu domatesler.
Kelimelerde savurgan olduğu söylenemez. Unutmuşum — oraya, ilk satıra, çocuğun ölümünü kaydettiği yere iki kelime eklemiş: canım evladım, üstünden iki kez geçilmiş, yazısının mavisi daha koyu. Kişisel olanı içine atmaya alışmış biri için bu iki kelime gerçek bir itiraf, Homeros'un ilham perisine layık bir kederin beyanıdır.
Babamın numarasını telefonumdan silmedim. Henüz değil. Bunu hiç yapar mıyım, bilmiyorum. Aynı şekilde saatini yanında bıraksam mı bırakmasam mı diye de düşünmüştüm. Orada farklı bir zaman dilimi var. Ya da saat ve zaman dilimi yok. Ama sonlara doğru, son anlarında ona ne kadar sık baktığını hatırlayınca saati bileğinde bıraktım.