#okudum #roman #kitapöneri #kitapyorumu #morsandıktakiyazılar #Wonder #okumalı
Kitap Adı: Wonder - Mucize
Yazar Adı: R. J. Palacio
Çeviri: Berna Sirman
Sayfa Sayısı: 336
Kitap Türü: Roman
Değerli Okur, ben yine bir kitapla geldim
Spoiler vermek gibi olmasın ama kitap öyle güzel ki...
İsmi gibi mucize dolu. İsmi gibi mücadele dolu
Hikayesine gelince Augustun hikayesine konuk oluyorsunuz. Öyle sıradan değil Augustun hayatı. Onun ruhu da sıradan değil.
Sadece bir çocuğun hikâyesi değil; insanların birbirini nasıl gördüğünün, nasıl yorumladığının ve nasıl anlamlar yüklediğinin hikâyesi bu.
Kitabı okurken şu cümle aklıma geldi: "Herkes aynı yere bakar ama herkes aynı şeyi görmez; derine bakan derini alır, yüzeyde kalan ise sadece baktığını sanır."
Gelelim hikayeye:
August’ın yaşadığı en büyük zorluk, fiziksel durumu değil insanların onu algılama biçimidir. Bakışlar, fısıltılar, çekingenlikler ve bazen iyi niyetli ama yanlış davranışlar.
Hepsi onun dünyasını şekillendirir. Çünkü insan, sadece ne olduğuyla değil, nasıl görüldüğüyle de yaşar.
Kızkardeşi Via’nın hikâyesi ise görünmeyen bir dengeyi anlatır. O, August’ın etrafında dönen dünyanın içinde kendi yerini bulmaya çalışan sessiz bir sestir. “O sağlam durmazsa gerisi yıkılır” hissi, aile içindeki duygusal yükün ne kadar hassas olduğunu gösterir. Sevgi vardır ama aynı zamanda görünmeyen bir yorgunluk da.
Anne figürü ise bu hikâyenin sessiz omurgasıdır. Sürekli güçlü durmak zorunda kalmak, dışarıdan bir dayanıklılık gibi görünse de içeride yorucu bir yük taşır. Güç, burada sadece ayakta kalmak değil; aynı zamanda dağılmamayı seçmektir.
Kitap boyunca en net hissedilen şey şudur:
Kimse tek bir duygudan ibaret değildir. Ne August sadece “farklıdır”, ne Via sadece “fedakâr”, ne de anne sadece “güçlü”.
Herkesin içinde hem
Şöyle ki, bazı kitaplar vardır ki okumaya oturduğunuz zaman başından kalkmak istemezsiniz, ama bir kere kalkınca da geri oturmazsınız. Beni az daha reading slump'a sokan ve yalnızca okula giderken metroda yarım saat okuyabildiğim bu kitap hakkında biraz konuşmak isterim.
Buhran döneminin savaş uğultuları arasında geçen bu öykü kimsenin öyküsü değil. Çünkü herkesin öyküsü. Tüm Monterey halkının bu öyküde bir hakkı var. Steinbeck'in adını geçirmediği mahalle sakinleri haklarını helal etsin.
Tek kelime söyleyecek olsam bu kitap hakkında, "eksantrik" olurdu. İki kelime söyleyecek olsam, "bayağı içimizden" olurdu. Tabii Türkiye içinden değil, ama Amerika'nın da yoksul ve göçmen halkları vardır. Kaliforniya'da yaşamaları o dönemde pek bir anlam ifade etmiyor. Zira o dönemde Kaliforniya'nın 2016 Tumblr estetiğine ulaşmasına hâlâ 100 yıl kadar var.
-spoiler içerir-
Danny'nin fakirlik içinde sokaklarda ve ormanlarda uyuduğu hayattan, dedesinden kalma iki gecekonduya yerleşmesiyle açılıyor kitap. Böyle yoksulluktan ev sahibi olma rütbesine erişince Danny, neye uğradığını şaşırıyor da denebilir. Sonra öykü tam bir monotonlukta devam ediyor. Haftada bir eve yeni bir fakir yerleşiyor. Fakir kelimesini aşağılayıcı kullandığımı düşünmeyin lütfen. Yalnızca olgulardan bahsediyorum. Toplumdan gerek maddi durumları, gerek benlikleri yüzünden dışlanan kişilerin birleşen ve nihayetinde ayrılan yollarını okuyoruz aslında. Kalbinizi çok ısıtmayacak, çünkü pek çok tatsız ve tekrarlayan olay var. Ama okunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum.
Monterey Belediyesi, John Steinbeck'in şehre katkılarına minnet amacıyla Steinbeck'in Cannery Row kitabıyla (Monterey yaşantısını anlatan bir başka kitap. TR: Sardalya Sokağı. Yukarı Mahalle ENG: Tortilla Flat) aynı ismi taşıyan bir heykel bile
Fena değildi ilk başta yazarın diline alışmam gerekti . 150 sayfa filan okuması zordu . Devamı aktı gitti ama . Melody (anne) ve Via'dam hala nefret edoyorum . Çiledem çıkardılar beni . Bu hilayede herkes kusurlu o hoşima gitti . Daria'da bayıldığım bir esas kız olmasada empati kurabildim Penn'i srvdim prk bi ağzı bozuk ama of neni rahatsız etmedi çocuğun hayatı zor ne yapsın . Anneye ne kadar fitil oldiusam babayı o kadar sevdim bu arada . Son satırlar can sıkıcıydı orada bi ben yoktum yani . Ne gerek vardı hsrkes aklandı vs . Ben kin tutarim ya öyle bi günde Via'nın yanımda olmasını istrmezdim Knight ve Luna'nın hikayesi ikinci kitaptaymıs galiba . Knight'ı ve babası Dean'ı da sevdim . O kitabı da okuyabilirim . Vaughn beni pek çekmesexd o da iyi biriydi . Ayrıca Marx aşkına bu çocuğun adı nasıl okunuyor?
Serseri PrensL. J. Shen · Olimpos Yayınları · 2022608 okunma
Frank T. Vertosick Jr. describes his personal voyage from eager medical student to board certified neurosurgeon. By turns comic and tragic, this memoir is a must read for neurosurgeons but also of interest to most readers. Dr Vertosick provides, from an American perspective, a keen insight into a specialty which is often regarded with suspicion by other doctors. He did not initially intend to become a neurosurgeon, but “strayed too close to a dangerously seductive profession and became stuck for good like a fly in a spider’s web.”
On his first day as a neurosurgical resident, a cynical and weary chief resident takes him aside and outlines the “Rules of Neurosurgery.” The first of these provides the title of the book: “You ain’t never the same when the air hits your brain.” A worrying proposition to those with no background knowledge, nevertheless this maxim pithily sums up the subtle, intangible change that often occurs after cranial surgery, but which cannot be neatly recorded on a chart. The other rules include such useful aphorisms as “the only minor operation is one that someone else is doing” and “if the patient isn’t dead you can always make them worse,” a contemporary variation on the Hippocratic motto: "primum non nocere."
Though lighthearted in tone, the book addresses serious points that are relevant to the practice of neurosurgery in particular and medicine in general. Medical careers tend to be dominated by anecdotes. Clinicians all remember their first times, the medical curiosities they have encountered, and, perhaps most importantly, their mistakes. Dr Vertosick’s trial by fire comes during a craniotomy and clipping of aneurysm. At first the case progresses well, but suddenly he is faced with a “crimson flood” as the aneurysm ruptures, with catastrophic results for
I have read almost all books written by Richard Dawkins and especially I love the ones about biology, more specifically evolution. Dawkins's other books about evolution always had a more theoretical structure than the experimental side of evolution. This book is here to close this gap.
We see a lot of data and experimental work throughout the book. Dawkins collected a lot of scientific work to support his theoretical ideas. However it is not as heavy as other books such as Selfish Gene or Blind Watchmaker in theoretical side of evolution. We see the basic natural selection via mutational change in species.
I recommend the book everyone who wants to learn about evolution and to see how we can know it is true. Also you can recommend this book to people who denies evolution around you to avoid arguing about it for a long long time.
İçerik: 6/10. Beklentilerimi karşılamadı.
Biçem: 5/10 (dört buçuktan beş ;)
Biçem (format) ile ilgili eleştirilerim şunlar:
Kitabın konu bütünlüğü olan daha küçük bölümlere ayrılmamış olması okumayı (ve ara vermeyi) hayli zorlaştırıyor.
Kitabın sonunda kaynakça verilmiş olsa da, metin içinde ilgili yerlerde bu kısma hiç atıf yapılmamış; yani kaynakça bu yüzden büyük ölçüde işlevsiz kalmış.
En az bir testte kopyala/yapıştır yapmaktan kaynaklanan hata var.
Kitabın yaklaşık son üçte biri (Güçlü Yanlarımız) sadece VIA sınıflandırmasının kupkuru, madde madde dökümüne ayrılmış. (kötü bir ders kitabı gibi)
Sonraki basımlarda bunlara dikkat edilirse, verilen emeğin karşılığını bulacağını düşünüyorum.
Yararlı bulduğum kısımlar için yazara ve katkı yapanlara teşekkür ederim.