“Yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar, hırsızlığın bir çeşitlemesidir.
Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun. Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun.”
“O sakallı yobazlardan asla değerli bir şey öğrenemezsin. Tek bildikleri, tespih çekip anlamadıkları bir dilde yazılmış bir kitabı papağan gibi tekrarlamak.”
“Ama biz şu karşıdaki surlar gibiyiz. Hırpalanmış, dövülmüş, pek bakılacak hali kalmamış, fakat hâlâ ayakta. Öyle değil mi, peder?”
“Aynen öyle,” dedi Babi.
"Bilmiyorsun, Leyla."
"Neyi?" Kız hızla döndü, annesinin karşısına geçti. "Neyi bilmiyorum?"
Anne'nin eli göğsüne kondu, orayı usulca dövdü. "Burayı. Buradakini." Sonra el gevşedi, durdu.
"Bilemezsin."
“Bunu öğren, kafana iyice sok, kızım.”dedi Nana. “Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima, mutlaka bir kadını gösterir. Her zaman. Bunu hiç unutma, Meryem.”