sen tapın, yalvar, yaltaklan günün efendisine!
zeus hiç ama hiç umurumda değil benim.
elindeyken ne isterse yapsın, assın kessin:
uzun sürmeyecek çünkü göklerde saltanatı.
benim acılarıma hiç katlanamazdın demek!
kader ölmeme de izin vermiyor,
yalnız ölüm kurtarabilirdi beni,
oysa çektiğim işkencelerin sonu yok
zeus tahtından düşmedikçe.
kibrimden, gururumdan susuyorum sanmayın:
kendimi bu hâllere düşmüş gördükçe,
bir düşünce kemirip duruyor içimi:
ben değil miyim bu yeni tanrılara
bütün üstünlüklerini kazandıran?
ama bu konuda susuyorum,
neler söyleyeceğimi biliyorsunuz.
buna karşılık, dinleyin ne kadar düşkündü ölümlüler,
ve ben bu ağızsız dilsiz, çocuksu varlıklara
nasıl verdim aklı, düşünceyi,
anlatayım bunu, insanları küçültmek için değil,
onlara ne büyük iyilikler ettiğimi göstermek için.
önceleri insanlar görmeden bakıyor,
dinlediklerini anlamıyorlardı,
uzun ömürleri boyunca düş görüntüleri gibi
düzensiz, gelişi güzel yaşıyorlardı.
bilmiyorlardı duvar örmesini.
içine gün ışığı giren evler yapmasını,
ağacı kullanmasını bilmiyorlardı.
yerin altında, karanlık mağaralarda
karınca sürüleri gibi yaşıyorlardı.
ne kışın geleceği belliydi onlar için.
ne çiçekli baharın, ne bereketli yazın.
bilinç yoktu hiçbir yaptıklarında
ben gösterinceye kadar onlara yıldızların
doğuş batışlarını kestirmenin yolunu.
sonra sayı bilgisini verdim onlara,
bu kaynak bilgiyi onlar için ben bulup çıkardım.
sonra harf dizilerine geldi sıra,
o diziler ki belleğidir her şeyin,