Hassas ve duyarlı pek çok insan çocukken kusurlu görülür. Başta ebeveynler, daha sonra da çalışma arkadaşları, arkadaşlar hatta aşk ilişkisine girdikleri partnerler bile bu insanları düzeltmek ya da dayanıklı hâle getirmek ister. Bu çabalar bir yanılgıdan ibarettir çünkü işe yaramaz, zaten hassaslık da aslında bir güçtür.
Duyarlı ve hassas olmanın yanı sıra TSSB (travma sonrası stres bozukluğu) - ya da depresyon, anksiyete, duyusal işleme bozukluğu vb.- yaşayabilirsiniz. Ancak duyarlılık kendi başına bir bozukluk değildir.
İçe dönükler ve duyarlılar arasında temel bazı farklılıklar var. İçe dönüklük sosyal bir yönelimi tanımlar: Ufak gruplarda bulunmayı tercih eden ve yalnız başına vakit geçirmekten hoşlanan insanlar.
Duyarlılıksa kişinin içinde bulunduğu ortama karşı yönelimini tanımlar. Dolayısıyla şöyle diyebiliriz: İçe dönükler temelde sosyalleşme sebebiyle yorgun düşerken, duyarlılar sosyalleşme olsun olmasın, aşırı uyarıcı ortamlardan dolayı yorgun düşerler.
Hatta Aron'a göre duyarlı insanların yaklaşık %30'u dışa dönük, %70'i içe dönüktür. Bu sebeple, dışa dönük ve duyarlı, kendini dışarıya karşı iyi ifade eden ve başarılı ilişkiler kuran biri de olabilirsiniz; yalnızlıktan ve sessizlikten hoşlanan, içe dönük ve duyarlı biri de.
(Başka bir deyişle, duyarlı olmanın yanlış yolu yoktur.)
Hepimizin ağladığı, duygularının incindiği, stresli zamanların yükünü ağır hissettiği, derin düşündüğü, güzellikten etkilendiği ve ilgisini çeken konulara isteyerek eğildiği zamanlar olmuştur. Ancak bazı insanlar çevrelerine ve yaşadıkları deneyimlere daha duyarlıdır. İşte bunlar aşırı duyarlı kişilerdir.