odamdaki yatağıma döndüğümde tek istediğim, içimden gelen bir ses duymaktı. sadece bir ses. ne olursa! mide gurultusundan bir şiire kadar. hepsi kabulümdü. kendimi dinlemeye, duymaya çalıştım saatlerce. elimden geleni yaptım. ama hiçbir şey. tek bir ses, tek bir fısıltı bile gelmedi kulaklarıma. ne yapmak istediğini bilmemek kadar acı verici bir şey daha yoktur. ne istediğini bilememek insana verilmiş en yırtıcı işkence türlerindendir..
"kayra, 'ne kadar yalnızsan o kadar uzağa gidersin. ne kadar terk edersen o kadar ölürsün’ demiştik. hatırlarsın.. ama bil ki, zihnin cehennemindir. sonsuza kadar yaşayacak. senin gibi. öldüğünde ise, sen orada olmayacaksın ne yazık ki!"
bütün insanî tutkular, normal bir insanın başarısını yakalayamamanın ezikliği. hepsi. oscar’a layık bir oyunculuk sergiliyordu. hiçbir şeyi gerçek değildi. acıyordum aslında kayra’ya. başarısızlığına, kaybetmesine üzülüyordum..
normal olmak için çabalamıştım. üretmeye, uyumlu olmaya çalışmıştım. dünyayla aynı hızda dönmeye. yapabildiğim kadarıyla benim düşüşüm en üst noktadan değil, hiçbir yerdendi. hiçbir zaman yükseldiğimi hayal etmediğim için düşüşüm de bir boşlukta gerçekleşiyordu. hiçbir yerden hiçbir yere düşüyordum. kafamı kaldırdığımda, ucundan atladığım bir tramplen göremiyordum.