10/10
·312 syf.··
2026 18. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Mart 2026 00:00
Yazarın Saklı Bahçeler Haritası'ndan sonra okuduğum ikinci kitabı. Storytel'den dinledim, aynı hanımefendi seslendirmiş iki kitabı da, o da mükemmel bir iş çıkartmış. Ana karakterimiz kendisinden asla böyle bir şey beklememesine rağmen kocasını aldatmış, sonra da sevgilisinin onu terk etmesiyle, aşk acısının nasıl bir şey olduğunu bile unutmuşken yıllar sonra kendisini tek başına yasak bir aşkın yasını tutarken buluyor. Bu sırada bir arkadaşından Mazi İmha Merkezi diye bir yer duyuyor; burası insanlara unutma dersleri vererek, onlara işkence eden hatıralarından onları kurtarmayı vaat eden bir tür klinik. Karakter her ne kadar bunun delilik olduğunu düşünse de, biraz çaresizlik, biraz da battı balık yan gider düşüncesi onu yavaşça buraya itiyor ve Feribe, karakterimiz, merkezde unutma dersleri almaya başlıyor, hence the name of the book. Okurken kendimi yeniden yeniden sorguladığım bir kitap oldu, ana karakteri yargılamak çok kolay, ama onun insanlığını görmeye çalıştım. Arada, acaba bu karakter erkek olsa aynı şekilde sempati duyar mıydım kendisine, durumunu anlamaya çalışır mıydım diye de sordum, ve karakterin yaşadığı pişmanlık ve utancı düşününce evet, onu da anlardım diye düşündüm. Hayatta hiçbir şeye yukarıdan bakmamalı bence insan, bugün kınadığımız yarın başımıza gelebilir. Karakterin kaybolmuşluğu, kitap ilerledikçe ortaya çıkan tırnak içinde hayatsızlığı, hayatı sanki havada süzülüyormuşçasına, kimseye ve hiçbir şeye dokunmadan, ona o kadar kendini adamış eşiyle bile doğru düzgün bir bağ kurmadan yaşadığını görünce anlıyorsunuz bazı şeyleri aslında. Fiziksel kitap olarak da alıp kütüphaneme koymak istediğim, dinlerken kendi numarama bir sürü alıntı gönderdiğim bir kitap oldu. Herkesin okumasını öneririm, zaten çok da akıcı, hemen bitiyor. Ha bir de, okurken
İnsan ve Duygular
Unutma DersleriNermin Yıldırım · Hep Kitap Yayınları · 20205,4bin okunma
Kopya
Ya bak gerçekten böyle bir kopyala yapıştır olamaz. Kitabın yazım dilini yazarın olay örgüsünü eleştirmek isterdim ama eleştiremiyorum. İlk okuduğumda bir filme aşırı benzetim. Sonra belki yazar ilham almıştır. Ya da bu filmden önce düşünmüştür yazmıştır dedim. Filmin senaryosunu yazar hanım yazmış sanırım çünkü kitapta olay örgüsünden tut karakter gelişimine kadar( bazı ergen karakterleri saymazsak) hepsi kopyala yapıştır olamaz. Zaten bunları bir yana bırakalım tanıtımdaki on sözleri kitaptaki bazı sözleri bile filmden alınmış böyle bir şey olamaz gerçekten feci hayal kırıklığına uğradım. İnsan ilham alır da bu kadar da değil.
V.I.P 08 Oyunİlayda Melis Okurgan · Theseus Yayınevi · 2020132 okunma
Reklam
Zamanın, Hafızanın ve Varoluşun Senfonisi
10/10
·3148 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
49 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2026 19:34
Bazı eserler vardır ki, kapağını araladığınızda yalnızca bir kitaba değil, kendi içine katlanan, sınırları belirsiz bir evrene adım atarsınız. Marcel Proust’un yedi ciltlik anıtsal eseri Kayıp Zamanın İzinde, tam da böyle bir başyapıttır bana göre. Bu devasa anlatı, bir okuma eyleminden ziyade, insanın kendi içsel arkeolojisine doğru çıktığı uzun, zahmetli fakat bir o kadar da büyüleyici bir kazı çalışmasıdır. Bir okur olarak bu metne dalmak; akıntıya karşı yüzmeyi bırakıp kendini zamanın o büyük, yavaş ve derin nehrine teslim etmeyi gerektirir. Kaleme alacağım en uzun incelemelerden birisi olacak hiç şüphesiz. Dile kolay: 3148 sayfa! 49 gün! Öncelikle bu görkemli edebi katedralin koridorlarında gezinirken hissettiklerimi ve eserin ruhumda bıraktığı izdüşümleri, daha sonra da 7 ciltlik eserin her bir cildine yazmış olduğum incelemeleri paylaşacağım. O halde başlayalım! Proust’un evreninde zaman, akıp giden ve yitip kaybolan bir düşman değil; yontulması, katmanlarına ayrılması ve nihayetinde fethedilmesi gereken bir maddedir. Yazar, daha önceki incelemelerde de paylaştığım meşhur "madlen keki" metaforu üzerinden zihnimize şu sarsıcı gerçeği fısıldar: Geçmiş asla tam anlamıyla geçmemiştir; kokuların, tatların, melankolik bir melodinin ya da eski bir parke taşının kıvrımlarında sessizce pusuya yatmış, uyandırılmayı beklemektedir. Eseri okurken, yazarın anılarıyla birlikte kendi "istemsiz hafızanızın" da tetiklendiğini, zihninizin derinliklerinde çoktan unuttuğunuzu sandığınız yüzlerin, ışıkların ve tatların usulca yüzeye çıktığını hissedersiniz. Proust okumak, bir nevi kendi geçmişinizle de yüzleşmektir. Bu yüzdendir ki Proust’un dili, sabırsız ruhlara veya modern çağın hızına alışmış zihinlere göre değildir. O, bir cümlenin içine koca bir ömrü, bir duygunun en ince
Kayıp Zamanın İzindeMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 2024745 okunma
Puan vermedi·156 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 06 Mart 2026 03:29
Selam. Bu ayın okuduğum ilk kitabı Yu Hua “Yedinci Gün” adlı romanı oldu. Zengin-fakir ayrımını en keskin bir üslupla ortaya koyan yazar, yine diğer eserleri gibi benzersiz bir kurgu ile karşımıza çıkıyor. Yang Fei'nin trajedisi hayatının sillesini yemesi daha dünyaya gelişi ile başlar. Trende yolculuk yapan kadınlardan biri sıkışır ve tuvalete gider. Bebeğini doğurur fakat tuvalete düşürür. Trenin makasçısı bulur ve onu evlat edinir. Merhametin, sahip çıkmanın sadece kan bağıyla olmadığının en güçlü göstergelerinden biriydi baba-oğul ilişkisinin anlatıldığı bölümler. Biyolojik ailesinden ayrı kalması, aşkı ve evliliğinin üzücü ayrılığı gibi her türlü yoksunluğu yaşayan Yanng Fei'nin asıl yolculuğu ölümüyle başlar. Bir mezarı olmadığı için gömülemeyenlerin diyarında yedi gün boyunca dolaşırken hayatına temas edenlerle karşılaşır ve kurgu ilerledikçe onların hikâyeleri de arayışının bir parçası haline gelir. Burada vip ölüler yakılmayı beklerken konforlu koltuklardan otururlarken, fakir olanlar plastik sandalyelerde beklerler. Zenginler, manzaralı pahalı yerlerde kabristan satın almalarından dem vurur misal... Kara komedi türünü çağrıştıran, eleştirel bir anlatımın hakim olduğu hayli tatmin edici bir okuma sunulur. #kitapalıntıları O, kendi geleceğini şekillendirebilen biriydi, bense kaderi tarafından sürüklenen biri. Kendimi, yoğun bir ormanın içinde yolumu bulmaya çalışırcasına, artık sıkılaşıp yoğunlaşan anlardan kurtardım. Yorucu düşünceler uzanıp dinleniyor ama bedenim uçsuz bucaksız bir boşlukta, boş bir sessizliğin içinde hareket etmeyi sürdürüyordu. Havada kuşlar uçmuyor, suda balıklar yüzmüyor ve toprakta hiçbir şey yetişmiyordu.
Edebiyat & Roman
Yedinci GünYu Hua · Alabanda · 20161,940 okunma
Asistan doktor olarak çalıştığı hastanede bir hastaya yanlış teşhis konulduğunu fark eder ve bu hastayı ameliyattan kurtarır sonrasında hastanın oğluyla arasında bir çekim hisseder fakat uzak durmayı tercih eder. Arkadaşının düğünü için gittiği tatilde bindiği uçakta Maksim Ivanov ile karşılaşır. Kitabın yarısından fazlasını okudum ve dayanamadım bıraktım kitap çok güzel başladı kadın karakterin yaptığı olaya girişi her şey güzeldi fakat sonrasında o kadar mantık hataları var ki bana göre uçakta ekonomi kısmında olacakken biletleri yükseltilip vip kısmına geçiyorlar. Sonrasında otelde yine odaları değişiyor ve suite yerleşiyorlar bunu hiçbir şekilde sorgusunu okumadım bence bunu okumalıydık. Ve yapılan evlilik o kadar saçmaydı ki kız kendinde değil ertesi günü bir bakıyor evli nasıl olabilir hangi mantıkla Ya tamam evet mafya kitabı evet mafya her şeyi kılıfına uydurur ama bu değil bu kadar uçuk olmamalı bence bazı şeyler o yüzden hiç sevdiğim bir kitap olmadı.
1000Kitap
Doctored VowsShandi Boyes · Skye High Publishing · 20240 okunma
Mezarda Bile Bitmeyen Adaletsizlik
10/10
·216 syf.··
2026 16. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2026 21:53
Yu Hua’nın "Yedinci Gün" adlı romanı, şimdiye kadar okuduğum çağdaş Çin edebiyatının en sarsıcı, en yalın ve en derinlikli eseri olduğu kanısımdayım. Yazarın diğer kitabı “Yaşamak” da bayıla bayıla okuduğum bir diğer eseriyken bunda daha farklı, henüz adını koyamadığım daha incelikli nüanslar var. Bakalım ne olduğunu tam olarak tarif edebilecek miyim? Yazar, modern toplumun acımasız gerçeklerini fantastik bir düzlemle birleştirerek bizi hem ağlatan hem de toplumsal adaletsizliği iliklerimize kadar hissettiren bir yolculuğa çıkarıyor. Kitabın isminde de hissettiğimiz üzere, dini bir metaforu yani yaratılışın yedi gününü tersine çevirerek karakteri Yang Fei’nin ölümünden sonraki yedi günlük araf sürecini bize anlatıyor. Ancak bu araf, göksel bir mekandan daha ziyade, yoksulların, kimsesizlerin ve sistemin çarkları arasında ezilenlerin sığındığı "kabri olmayanlar" diyarıdır. Roman, aslında kapitalizmin pençesindeki modern Çin’in karanlık yüzüne tutulmuş keskin bir aynadır: Zorla yıkılan evler, yolsuzluklar, organ mafyaları, adaletsiz gelir dağılımı ve orta sınıfı olmayan halkın ekonomik uçurumu… Kısaca kapitalizmin kölesi olmuş tüm toplumların bildiği o acı gerçekleri Yu Hua, "absürd" bir mizahla harmanlıyor. Zenginlerin görkemli mezarlıklarda VIP hizmet aldığı, yoksulların ise plastik sandalyelerde yakılma sıralarını beklediği bir ölüm sonrası tasviri, sistemin adaletsizliğinin mezarda bile bitmediğini tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Tüm bu karanlığın ortasında "Yedinci Gün"ü unutulmaz kılan şey, insan ruhunun ışığı… Yang Fei ve üvey babası arasındaki o muazzam bağ, belki de edebiyat tarihinin en saf baba-oğul ilişkilerinden biridir (Baba- oğul ilişkileri daha az anlatıldığı için karşılaştırmamın nispeten daha kolay olduğu kanaatindeyim). Kitap bize bu noktada ana
İnsan ve Hayat
Yedinci GünYu Hua · Jaguar Kitap Yayınları · 20251,940 okunma
Reklam
Reklam