Annemle dükkân vitrinlerinin önünden geçerken, ona insanların neden tekme atıp camları kırmadığını sorduğumu anımsıyorum. Annem de, insanların birlikte yaşayabilmelerini sağlayan, kelimelere dökülmeyen bir takım toplumsal davranış kurallarının varlığından söz etmişti. Bunu duyduğumda, her şeyin bizden öncekiler tarafından belirlenmesinden ve yol haritasının çıkarıldığı bir dünyada yaşamaktan dolayı kendimi sınırlandırılmış hissetmiştim. Yıkıcı güdülerimi bastırıp, yaratıcı olanlara yoğunlaşmak üzere ken- dimi eğitmiştim.
Ondan kaçıp kitaplara yöneliyorum, kitaplarda yine onu buluyorum. Hatta kendi başıma keşfettiğim bir kitabı bile onun sesiyle okuyorum. Sadece onu ilgilendiren şeylerle ilgileniyorum; zihnim onun zihni oluyor ve onları ayırma konusunda, birbirlerine karışmalarından zevk aldığım zamanlardaki kadar beceriksizim.