Bir şey kötü gitmeye başlarsa, bir süre için her şeyin daha da kötüye gittiğini görürsünüz; fakat o şey yeniden iyi gitmeye başladığında genellikle her şey çok daha iyi olur
“Elbette,” dedi Kai, “iki buçuk milyon insanın yaşadığı bir şehirde bu hiç sorun olmayacaktır. İzin verin de bir koşu gidip özel Aycı detektörümü alayım ve işe koyulalım.”
Cinder kurgu olarak benzersiz bir kitap olmasına karşın olay akışının ilerlemesi can sıkıcıydı. Son 3 sayfa kalmış prens hâlâ Cinder'ın sayborg olduğunu öğrenmemesi, Cinder kendisinin ay prensesi olduğunu son sayfaya kadar bilmemesi gibi 300 sayfa boyunca olay akışında tıkanıklık vardı. Her detay son 5 sayfaya siğdırılmıştı ve kitap boyunca "yeter artık, öğren şunu." "Çünkü sen ay prensesisin." Demekten kendimi alıkoyamadım.
Üslup olarak yazarın özgünlügünü en sevdiğim yer diyalog geçişleri, sevmediğim kısımlar ise olay ortalarında bulunan mekan tasfirleri oldu. Karakterlerin anlık ilerleyişini kesmiş gibiydi. Okuyucuya soluklanma fırsatı yerine kafa karıştırıcılık uyandırıyordu, en azından benim için.
Cinder