Ancak özgürlükle kafayı bozmuş günümüz dünyasında bize iyi davranışlara yönelmemizi söylemeye cesaret edebilecek çok ama çok az ses var.
Aslında bu seslerden bize şu basit şeyleri söylemelerini bekliyoruz: çevrenizdekileri affedin, hemen öfkeye kapılmayın, olaylara başkalarının açısından da bakmaya çalışın, yaşadığınız dramları doğru değerlendirmeyi deneyin, vb. Kibarlık konusunda herhangi bir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde her zaman bilgili olan, basit uyarıcılarla harekete geçen, açık sözlü varlıklar olduğumuzu düşündüğümüz an, kendimizi olduğumuzdan çok daha bilge görmeye başlamışız demektir. Asıl bilgeliğe, çocuklara ve evcil hayvanlara doğallıkla verilen kibarlık eğitiminin katı, temel kurallarına sıklıkla gereksinim duyan basit varlıklar olduğumuzu kabul ederek ulaşabiliriz.
On dokuzuncu yüzyılın başlarında Avrupa’da dini inanç gücünü kaybedip sarsılmaya başladığında, insanların hayatlarına anlam vermek, kendilerini anlamak, ahlaki davranışları benimsemek, başkalarını affetmek ve ölümlü bir varlık olduklarını kabullenmek gibi konularda Hıristiyan bir çerçeveden yardım almadan nasıl eğitilebilecekleri sorusu tüm ağırlığı ve zorluğuyla sorulmaya başlandı. Bu sorunun yanıtını güçlü bir zümre kültür yapıtlarına başvurarak verdi; bu tür konularda yardım almak için artık İncil metinleri yerine kültür metinlerine bakmak gerekiyordu. Böylece kutsal metinlerin yerini kültür metinleri aldı.
Dünya savaşı sonunda memlekette başka türlü bir hava esmeye başladı. Yanlış anlaşılmış demokrasi veya hürriyet prensiplerine sığınan bazı beyinsizler, zehirli hava yaratmaya teşebbüs edeceklerdir. Bunlar her ne kadar kendi kendilerini insanlık dışı bir mahluk haline getiriyorlarsa da bunun anlaşılması… hayli gecikecektir… Saldırganları boğmak, onların geri görüşlerine asla yer ve değer verdirmemek elimizdedir. Yetiştirdiğimiz nesli korumalıyız.