vyoyolo

vyoyolo

, bir kitap okudu
Puan vermedi·64 syf.·
2025 37. kitabı
Michel Foucault
8.5/10 · 239 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kapitalist ekonomi hayatta kalmayı mutlaklaştırır. Meselesi iyi yaşamak değildir. Daha çok sermayenin daha çok hayat doğuracağı, yaşama yeteneğini arttıracağı yanılsamasından beslenir. Hayat ve ölüm arasındaki katı, toptancı ayrım, hayatın bizzat kendisinin tekinsiz bir donukluğa mahkum eder. İyi yaşama endişesi hayatta kalma histerisine dönüşür. Hayatın biyolojik, vital süreçlere indirgenmesi hayatın kendisini çıplaklaştırır. Yalın “hayatta kalış” müstehcendir. Hayatın canlılığını çalar ki, o yalın yaşamdan ve sağlıktan çok daha karmaşık bir şeydir. Sağlıklı yaşam hislerisi, hayatın bir bozuk para gibi çıplaklaştı ve her türlü anlatısal içerikten boşaldığı yerde oluşur. Toplumun atomize oluşu ve sosyalliğin erozyonu karşısında geriye sadece her ne pahasına olursa olsun sağlıklı tutulması gereken bir Ben’in Bedeni kalmıştır. İdeal değerlerin kaybı, geriye sadece, sürekli dikkati kendi üstüne çekme peşindeki Ben’in sergi değeri’ni yanı sıra bir de sağlık değeri’ni bırakır. Çıplak yaşam, insanın ruhunda sağlıklı kalmak isteyebileceği her türlü teleolojiyi, her türlü “~ için “i yok eder. Sağlık artık yalnız kendi içindir ve ereksiz bir erekselliğe doğru boşalır gider.
Hayat hiç bugünkü kadar geçici olmamıştı. İnsana süreklilik ve kalıcılık vadeden hiçbir şey yok. Varlık yoksunluğu içinde sinirler de boşanıyor. Hiperaktif ve hızlanmış bir yaşam, ölümün kendini hissettirdiği o boşluğu doldurma çabasından başka nedir ki? Hayatta kalma serisiyle yaşayan bir toplum ne yaşamayı ne de ölmeyi beceren bir Ölü Olmayanlar Toplumu’dur. Freud da “Savaş ve Ölüm Üzerine Güncel Düşünceler“ adlı denemesini şu cümleyle noktalarken hayatta kalmanın fatal diyalektiğinin farkındaydı: “Hayatı yaşamak istiyorsan, ölüme hazırlan.” Demek ki hayatın bir ölmemişlik kalıbında donmaması için ölüme daha çok yer açmak gerekiyor: “Ölüme, gerçekliğin ve düşüncelerimizin içinde hak ettiği yeri vermek ve ölüme karşı bugüne kadar itinayla bastırdığımız o bilinçsiz yaklaşımı biraz daha ortaya çıkartmak daha iyi olmaz mıydı? Bu, ilk bakışta yüce bir iş gibi değil, kısmen bir gerileme, regresyon gibi görünebilir ama daha dürüst bir tavır olacaktır ve hayatımızı yeniden daha katlanılır hale getirecektir.”
Mimesisin Açığı
Şiddetin Topolojisi Mimetik değil, kapitalist bir ilke hâkimdir arkaik şiddet ekonomisine. Ne kadar çok şiddet uygularsa, kişinin iktidarı bir o kadar güçlenir. Ötekine karşı şiddet, insanın hayatta kalma şansını ve yeteneğini çoğaltır. Ölümün üstesinden öldürmekle gelinir. İnsan böylelikle ölüme hükmedeceği inancıyla öldürür. Bu arkaik şiddet ekonomisi, Antik Çağ’da henüz ayaktaydı. Aşil arkadaşı Patroklos’un ölümünün intikamını rastgele öldürerek ve öldürterek alır. Yalnızca düşmanlar değildir öldürülen. Herkes cenazenin etrafında intikam yeminleriyle tur attıktan sonra Patroklos’un ateşe atıldığı yerde sayısız sığır, koyun, keçi ve domuz katledilir. Çünkü mesele bizzat öldürmenin kendisidir. Mimesis burada hiçbir rol oynamaz.
Alıntı
Girard’ın Mimetik Arzu Kavramı
Girard’a göre kültür ritüelle gelişmektedir. Öngörülmeyen ve sık görülen mimetik şiddet dönemlerine engel olabilmek için, kültürler belirli tarihlerde kontrollü, önlenebilir ve ritüelleştirilmiş şiddet anları düzenlemektedir. Ritüel durmadan benzer kurbanlar üzerinde aynı günah keçisi düzeneğini yineleyerek, bir öğrenim biçimi haline gelmektedir. Bu düzenek, bunalımların çözümü olduğu için her mimetik bunalım anında devreye girmektedir. Böylece toplum her biçimdeki bunalımı yatıştıran; ergenlik bunalımını geçiş ritüelleriyle, ölüm bunalımını cenaze törenleriyle, hastalık bunalımını ritüel tıpla çözen bir kurumsallaşma halini almaktadır. Girard’ın teorisinin birincil yeniliği, tüm insan gruplarında ve kültürlerinde şiddet ile öykünme arasında sistematik bir ilişki görmesinde yatmaktadır.