Kapitalist ekonomi hayatta kalmayı mutlaklaştırır. Meselesi iyi yaşamak değildir. Daha çok sermayenin daha çok hayat doğuracağı, yaşama yeteneğini arttıracağı yanılsamasından beslenir. Hayat ve ölüm arasındaki katı, toptancı ayrım, hayatın bizzat kendisinin tekinsiz bir donukluğa mahkum eder. İyi yaşama endişesi hayatta kalma histerisine dönüşür. Hayatın biyolojik, vital süreçlere indirgenmesi hayatın kendisini çıplaklaştırır. Yalın “hayatta kalış” müstehcendir. Hayatın canlılığını çalar ki, o yalın yaşamdan ve sağlıktan çok daha karmaşık bir şeydir. Sağlıklı yaşam hislerisi, hayatın bir bozuk para gibi çıplaklaştı ve her türlü anlatısal içerikten boşaldığı yerde oluşur. Toplumun atomize oluşu ve sosyalliğin erozyonu karşısında geriye sadece her ne pahasına olursa olsun sağlıklı tutulması gereken bir Ben’in Bedeni kalmıştır. İdeal değerlerin kaybı, geriye sadece, sürekli dikkati kendi üstüne çekme peşindeki Ben’in sergi değeri’ni yanı sıra bir de sağlık değeri’ni bırakır. Çıplak yaşam, insanın ruhunda sağlıklı kalmak isteyebileceği her türlü teleolojiyi, her türlü “~ için “i yok eder. Sağlık artık yalnız kendi içindir ve ereksiz bir erekselliğe doğru boşalır gider.