Aklı kiralık, ruhu rötuşlu bir kaos; nefsi ölü bir deniz ama içine çekecek kadar karanlık ve dondurucu. Kendi derinliğinde boğulmuş, bundan haberi yok. Kimi kurtarmaya kalksan, eli elinde kalır.
Yalanlar havuzunda ağzı iyi laf yapar, nefesi leş kokar. Söylediklerini yalnızca kendi bilir ama duymaz; başkalarıysa bilmez, yalnızca duyar. Sana senden daha can olur, içten içe tüketen bir kurtçuk gibi. Önemsiz sanılan ama mide bulandıran o minik sivrisinek… sensin işte. Bunu en iyi sen bilirsin, senden başkasından da bekleyemezsin.
Kur yapmaktan kurtulamayan bir beden; aklından uzak, kendi vücuduna hapsolmuş bir ruh. Ruhuna kilit vurur, bedenini sergiye açar ve hâlâ beğenilmek ister. Diyorum ya, sensin işte. Seni senden başka kimse bilemez. Kendine inkâr etsen de oradasın, bilirsin. Kendini bilmekten kaçamazsın.
Düş kurar bir ağustos böceği. Düşlediğine kavuşmak için uyur, uyanmaz. Gerçekleşmeyince hayıflanır, üzüntüsüne sığınır. Düştün işte, canlı sandığın o ölü yapraklardan düştün. Ayakların yeryüzüne değdiğinde fark ettin gerçeği. Gerçek dediğinin ne kadar sahte olduğunu hissettin tüm hücrelerinde.
Yaşam ile yaşamak arasındaki o ince farkı bilir misin? Bilmezsin. Sen, yaşamın içinde nefes almayı yaşamak sanırsın. Olmayacak kapıları aralar; pişmanlıkla kapatır, sonra kaçıp saklanırsın. Demiştim sana… sensin işte. Görecek, bilecek ve yine de inkâr edecek olan sensin.
EREN
İnsanlar arasında susuzluktan ölmek istemeyen, bütün bardaklardan içmeyi öğrenmelidir; insanlar arasında temiz kalmak isteyen, kirli suyla yıkanmayı dahi bilmelidir.
Sevginin masumiyetiyle doğan her ruh, nefretin tezgahında işlenir, acının süzgecinden geçerek olgunlaşır ve göçer bu diyardan. Masumiyetin ölümüyle başlar nefret, nefretin belirmesiyle anlamını yitirir her şey. Acı çektikçe ölüme yanaşır, bitsin istersin. Zaman, o muazzam öğütücülüğüyle seni de olgunlaştırır, fikirler değişir. Taş duvarlar un ufak olur, en sert omurgalar bile rüzgarda savrulur. Eriştiğin yer, ilk nefesle irkildiğin ve son nefesle sindiğin o aynı toprak olur.
EREN