Yaşadığımız çağ midemi bulandırıyor. İnsanlık, düşünme yetisini konforla takas etmiş, ruhunu ekranların soğuk ışığına rehin vermiş durumda. Herkes aynı ritimde sürü gibi yaşıyor; ne bir sorgu, ne bir öfke, ne de bir tutku kalmış. Zombileşmiş bir kalabalığın içinde, hayat sadece tekrar eden günlerin mekanik bir tekrarından ibaret artık. Ama beni en çok tiksindiren şey: büyük acıların, felaketlerin, adaletsizliklerin birkaç gün sonra unutulması. İnsanlığın hafızası bu kadar kısa, vicdanı bu kadar kirli olmamalıydı.
EREN
Ezelden takdirimmiş diye ahdımı bozmadım.
Zemheri vurdu can evimi, bir feryat sızmadım.
Feragat makamında yandı ruhum, hiç çekilmedim.
Hayat denen bu girdapta yitirdim de iltica etmedim.
EREN
Hayatta değer verdiğimiz her şeyin bir bedeli, yani bir fiyat etiketi vardır. Bu etiket, yalnızca somut paranın ölçtüğü maddi bir karşılığı değil; aynı zamanda harcanan zamanın, verilen emeğin, feda edilen uykuların ve kaybedilen vicdan rahatlığının oluşturduğu derin bir manevi bedeli de işaret eder.
Bir eylemin, bir ilişkinin ya da bir amacın üzerindeki bu görünmez etiket, evrensel bir değer taşımaz. O etiketin 'makul' olup olmadığı, tamamen onu ödeyen ruhun iç muhasebesiyle belirlenir.
İşte bu yüzden, sizin değer yargılarınızla örtüşen, vicdanınızın bütçesine uyan ve çabanıza değdiğine inandığınız o 'makul' bedel, sizi en derinden etkilemeye, hatta dönüştürmeye yetecek tek güce sahiptir.
EREN