Hristiyanlık, azizler ve papazlar kadın ve evliliği kötülemede o denli ileri gitmişlerdir ki, 6. yüzyılda Mason meclisinde, kadının canı var mı yok mu diye ciddi bir şekilde tartışmışlardır. Ve yalnız bir kişi kadının özgürlüğüne oy vermiştir. Bu da, Hıristiyanlığın kadına yer verdiğine, onur verdiğine dair ileri sürülen iddiaları çürütmeye yeterlidir.
Bir çocuğun gözlerinde gördüğün ışık onlarca yıl sonra hâlâ aynı gözde yaşar; çocuk büyür, ışık hiç solmaz. Bir elmanın çekirdeği toprağa düştükten yıllar sonra yine kendine benzeyen yepyeni elmalara dönüşür, elma hiç ölmez. Hiç görmeyeceğin bir kaynaktan taşan su, senin bardağına varana dek sürekli şekil değiştirir ama bu onun özünden hiçbir şey eksiltmez. Hayat elini sürdüğü her bir canlının değişmesine, büyümesine ve öğrenmesine izin verir fakat öz, gerçeği asla terk etmez.
“Onun yüzünden diye bir şey gerçekte yoktur. Onun yüzünden demek, gerçekte o kim ise kendini yok etmek için o kişiyi kullanma gayretidir. Kendine olan nefretinin sonucunu, kendini sabote edişini ve yok sayışını bir kez daha zafer çığlıkları atarak ortaya koyma çabandır. Onun yüzünden değil…Her zaman senin kendini bu kendilik nefretine kurban etmen yüzünden…”