gizos

gizos
@watermelon94l
bir şeyin güzelliği, onu seyredenin ruhunda gizlidir. 29^
Kocaeli
29 Mayıs
28 kütüphaneci puanı
206 okur puanı
Ekim 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Aslan’ın İni aslında bir çiçek bahçesi
Puan vermedi·208 syf.··
2025 6. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 07 Şubat 2025 00:56
“Bu kitapta yazılanlar tamamen gerçektir. Kafamın içinde…” Nesin sen, nasıl bir cümlesin? Anna KareninaAnna Karenina nın ilk cümlesi konuşulur hep, sen neden ortaya çıkıp kafamızı karıştırıyorsun şimdi? :) Yazar Bey ön sözde şöyle bir şey yazmış: “Biliyorum ki bir yerlerde, benden uzaklarda, adını bilmediğim, yüzünü görmediğim fakat bu kitabı okurken altını çizecek, burada yazarla aynı fikirdeyim diyecek, kendini karakterin yerine koyacak ya da karakterin yaşadığı olayları bizzat yaşamış olacaklar var.” O kişilerden biri benim. Kitabın her bir cümlesinde yazar ile aynı fikirlerde olan, her bir satırın altını çizen, kendimi okurken tüm karakterlerin yerine koyabildiğim (bu en çok Aslan oldu) bir kitaptı Aslan’ın İniAslan’ın İni . Umarım önsözünün de okunduğunu bilmek, kitabın önsözünde bile alıntı yapılabilecek cümleler olduğunu bilmek yazarımızı mutlu eder. Önsöz’de en sevdiğim alıntıyı incelemeye saklamıştım. “Kitaplar hakkında konuşmak için her zaman vakit vardır.” Arkadaşlar ben bu cümleyi kendime manifestledim, sizde öyle yapın: “Hayatımda her zaman kitaplar hakkında konuşabileceğim insanlar olsun.” Bu da benden manifest kıyağı. :) Aslan’ın İniAslan’ın İni ‘nde o kadar çok sevdiğim kısımlar oldu ki… Geç bitirmemin sebebi benimle alakalıydı yoksa tek solukta okunacak kadar güzel, heyecanlı bir kitaptı. Bölümlerin kısa kısa olması, bölüm başlıklarının bölüm içindeki cümlelerden ziyade karakterlerin içindeki düşüncelerden olması çok tatlıydı. Düşüncelerin örnekleme ile desteklenmesi her kitapta var elbette ama Furkan Can ArslanFurkan Can Arslan tamamıyla örnek verirken bilgi aktarımını unutmamış. Kitaptan öğrendiğim bir çok yeni kelime girdi benim sözlüğüme. Kurgu on numara bir kurguydu. İçerisinde macera var, aksiyon var, aşk var, psikoloji var, var da var… Aslan’ın iç dünyasını o kadar güzel yansıtmış ki, okurken ruhen tamamen
Aslan’ın İniFurkan Can Arslan · Çimke Yayınevi · 202429 okunma
Reklam
“Küstüm, küskünlüğüm ademoğluna”
10/10
·158 syf.··
2025 5. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2025 02:31
Kitabı bitirdim ve bitirdiğimden beri neden diye soruyorum kendime: Neden? Neden bu kitaptan daha erken haberim olmadı? Neden okumak için bu kadar geç kalmışım? Neden bu en iyi şiir kitapları arasında değil? Neden kimse böylesine gizli bir cevheri bilmiyor? Neden ben her bir mısrada tamamen kendimi buldum? Şu dört aydır hayatımda bir çok yolunda gitmeyen şeyler var. Yapmam gereken köklü değişimler… Beni değiştirecek hüzünler… Bilmiyorum bundan mıdır bu kadar bu kitapla özdeşleşmem, ara ara farklı şiirlerde gözlerimin dolması, kendimi kitaba bütünen ait hissetmem? Olabilir de… Ama kitapta, içindeki her bir şiirde insanı bağlayıcı bir şey var, bu net bir şekilde ortada. Her bir şiirde farklı şairlerimizin tadını aldım, ünlü çok ünlü şairlerimizin. Ve şiirler doyumsuz bir tat bıraktı kalbimde, sanki çok heyecanlı bir kurguya sahip roman okuyormuşum gibi büyük hevesle ve merakla çevirdim sayfaları. Sadece alıntı ile olacak iş değil bu paylaşımlar. Buraya da bir kaç bir şeyler eklemek istiyorum. “Anlarsın” şiirinden iki kıta var ki, gider gelir okurum: *Anlayacaksın hürmetini duruşun Belki bir sevda kurbanı olduk, Belki ilk ve belki de sonduk. Lakin hesap vaktinin acı sarhoşlugu… Faturası ellerinde sallanacak, anlarsın. Belki bir gece olur da sen de yenilirsin olmayışıma Zehir zıkkım olur kimsesizliğin Uykuların sabah etmez Simsiyah düşlerde kalırsın hiç sebepsiz Bir çökük dam gibi çöküp yastığına yağmurlar bırakırsın. Seni ne asil sevdiğimi işte o gece anlarsın!* Bakar mısınız şu içlenişe? Kalbiniz mi kırıldı? Onun içinde çok güzel bir şey yazmış DedicahanDedicahan *Demet demet topladığım papatyalarım yolunda soldu şimdi.
Bir Tutam ÇiğdemDedicahan · Kil Yayınları · 09 okunma
Kaç parçaya bölünmek gerekiyor bir son için John Fowles?
Puan vermedi·480 syf.··
2025 1. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2025 01:58
Bu kitap büyülü. Böyle başlamak istemezdim ama gerçekten tam anlamıyla büyülü bir kitap yazmış John FowlesJohn Fowles . İçinde tam anlamıyla her şey bir görünüp bir kayboluyor: karakterler, duygular, olgular, mutlu sonlar, mutsuz sonlar hatta anlatıcının bizzat kendisi bile. Olur mu yav böyle şey der gibisiniz. Oluyormuş. Yazar bunu çok güzel bir şekilde oldurduğu için belkide, boğuluyorum sandığım anlarda mükemmel bir haz yaşadım. Okuma zevkinin doyumsuzluğuna ulaşmak üzereyken de boğuldum. Başlangıçta her şey normal. Herkes normal. Sonra Sarah Woodruff ve Charles Smithson tanışıyor ve her şey, tüm normallikler birer puf oluyor. Yazar kitabında genelde Charles’ın gözünden anlatmış olayları, üçüncü bir göz olarak. Ancak Charles’ın çelişkileri, inişleri çıkışları, kendini kurtarmak için yalan söyleyişleri, sonra Sarah için her şeyden vazgeçişleri bende psikoloji denen bir şey bırakmadı. Evet diyorsun, tamam anladı, hem onun karakterini hem de ona olan aşkını anladı diyorsun, bir bakıyorsun kafasında çok başka alem… Bir yönden diyorsun ki Sarah gerçekten anlaşılması zor bir kadın Charles haklı… İşte tam bu sıralarda psikolojik olarak çöküyorsun. Sarah karakteri zaten başlı başına bir çözümsüzlük. Ne istiyor, yalan mı söylüyor, doğru mu konuşuyor, neden sürekli kayboluyor… Anlamsız bir muallak benim için. Yazar ileride “son” için, kafasında tasarladığı şeyi başarabilmek için, Sarah karakterini o kadar çözülmesi güç bir bilmece olarak yazmış ki, sinirlenmemek ve okurken “ne istiyorsun kadın” diyerek dehşete kapılmamak elde değil! Hatta kitabın çoğunda o kadar yazmamış ki, en önemli karakter nasıl olur da bu kadar yok sayılır diyorsun. Kitapta “boğuluyorum” dediğim en önemli anlar tam olarak yazarın sürekli kitabın içinde var olmasıydı. “Kandırdım sizi…” , “Ben böyle istedim”, “Onun
1000Kitap
Fransız Teğmenin KadınıJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 20203,030 okunma
Fin’lere Snellman, Türk’lere Atatürk…
Puan vermedi·136 syf.··
2024 23. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Ağustos 2024 00:35
İyi akşamlar, Beyaz Zambaklar ÜlkesindeBeyaz Zambaklar Ülkesinde gibi “ülkesel gelişim” kitaplarını çok seviyorum. Bu tarz kitapların gerçek okuyucuların kalplerinde, birer aydınlık meşalesi yaktığına inanıyorum her zaman. Hatta öyle ki, kendimce şöyle bir düşüncem var, belki gülünç gelebilir ama bu tarz bir kitap incelemesinde bunu söylemek istiyorum: Bireylerin ilk önce “kişisel gelişim” kitaplarıyla kendilerini tanımaları ve karakterlerini oturtmalarını daha sonra ise tıpkı bu kitap gibi “ülkesel gelişim” kitaplarını okuyarak da kendilerinin, ülkesine nasıl fayda sağlayabileceğini düşünmesi gerektiğine inanıyorum. Neden önce kişisel gelişim kitabı diye soracak olursanız da şöyle açıklayayım; bir insan kendi karakterini tanımadan, o karakteri oturtmadan ve tam olarak ne istediğini bilmeden yaşadığı sürece böyle hayatınıza ve ülkenize meşale olabilecek kitaplar okusanız bile fayda sağlayacağına inanmıyorum. Gelelim kitap hakkında bahsetmek istediğim bir kaç konuya. Öncelikle Finlandiya için büyük bir şans olan Johan Vilhelm SnellmanJohan Vilhelm Snellman ‘ın çabaları gerçekten gözlerimi yaşarttı. Sıfır durumundaki bir ülkeyi, bugün dünyanın en iyi ve en örnek ülkesi haline getirebilmek için verdiği mücadele paha biçilemez. Bugün tekrar sonuçları görmek adına Finlandiya’ya bakabilseydi, gözyaşlarına boğulur ve ülkesiyle onur duyardı. Ki bir yandan da o kadar şanslı ki, ülkesi de onun değerini günümüzde de çok iyi bilip, her 12 Mayıs da onu saygıyla anıyor. Snellman’ın 1881’de öldüğünü öğrendiğimde aklıma Atatürk’ün Snellman’a ne kadar benzediği ve tam da onun öldüğü 1881’de doğduğu aklıma geldi. Her ne kadar ülkeleri için mücadele vermiş iki benzer büyük insan olsalarda, Atatürk adına yüreğimi burkan ve Atatürk adına çok üzüldüğüm bir konu var ki, o da bugün ne zorluklarla kurduğu Türkiye’sinde onu sevmeyen ve ona saygı duymayan binlerce
Beyaz Zambaklar ÜlkesindeGrigory Petrov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025124,5bin okunma
Parti kur oy verelim Thomas amca :)
Puan vermedi·232 syf.··
2024 22. kitabı
·
38 günde okudu
·
Okunma: 19 Ağustos 2024 21:22
Hayatında kimseyi incitmeden, kırmadan yaşamış, herkese ve her kötülüğe ne olursa olsun hoşgörüyle yaklaşmış bir yazar Thomas MoreThomas More . Sırf dönemin kralı, kraliçeyi bırakıp başka biriyle evlenmek istiyor ve Thomas “ben bu davranışa onay veremem ama karışmam da” dediği için öldürülüyor. İşte mükemmel bir sosyalistin de ölümü böyle gerçekleşmiş, ne üzücü. Thomas More, kendi kafasının içinde Ütopya adında bir devlet kurmuş. Günümüz şartlarından ve değişik bakış açılarıyla bakıldığında belki dört dörtlük bulmayanlar olacaktır. Olabilir de. Ama ben bu ÜtopyaÜtopya ‘yı çok beğendim. Thomas More, hayalindeki başkenti ülkenin tam orta şehrinden seçmiş. Sebebinin ise diğer tüm şehirlerdeki halkın kolayca ulaşım sağlayabilmesi olduğunu yazmış. 1500’lü yıllarda. Size de Atatürk’ün Ankara’yı neden başkent yapmasını hatırlattı mı? :) Ülkede barınma, sağlık, eğitim, gıda gibi temel ihtiyaçları devlet karşılıyor. Ülkeye tamamen ekonomik eşitlik hakim. Zenginlik ve fakirlik gibi kavramlar yok. Hiç kimse diğerinin yaptığı işi küçük görmüyor. Tüm toplum zengin, tüm toplum mutlu, tüm toplum işçi. Devletin de karşılığında sizden tek beklentisi günde altı saat devlet için çalışmanız. Burada More’un çalışmaktan kasti ise, kim hangi meslekte iyiyse onu yapmasını istemesi. Eğitim her yaşa, her alanda ücretsiz. Ve belli meslekler zorunlu öğrenim içine giriyor. Bunlardan en önemlisi ise çiftçilik. “Kadın erkek bütün Ütopya’lılar usta birer tarımcı olmak zorundadır.”(syf:166) diyor çünkü ülkeyi kalkındarabilecek yegane şeyin tarım olduğuna inanıyor. Günümüz Türkiye’sinde ne kadar çiftçiler ve tarım yok edilmek istensede… Sadece tarımla durur mu Thomas Bey? Durmaz… Halkın sadece altı saat çalışmasının sebebi, (ki bu altı saat içinde tabiki sadece çiftçilik yapmıyorlar tüm meslekleri icraat ediyorlar)
ÜtopyaThomas More · EZR Yayıncılık · 201924,6bin okunma
Reklam