Cahil insan ( bilgisiz insan) yeme, içme, zevk peşinde koşan insandır. Bunların bazıları rahatlığın verdiği bolluk ile öfke duyularını kaybetmişlerdir. Bazıları ise tam tersine rahatlığın verdiği bolluk ile son derece öfkelidirler. Bunlar genellikle şehvetine düşkün insanlardır. Bedensel zevklerine tutsak olmuş bu insanların kendi arzuları dışında hiçbir hedefi yoktur. Onlar bu düşkünlüğün içinde debelenirken düşünmek, öğrenmek, sorgulamak gibi yeteneklerden de mahrumdurlar. Tamamen dünya zevklerine kendilerini kaptırmış bu insanlardan kendi nesilleri de zarar görecektir. Cahil insan mutluluğu bu gibi dünyevi zevklerin içinde zanneder. Onun için bedenin ihtiyacı olan her şey bir mutluluk sebebidir. Gerçek mutluluğu sorgulamazlar, gerçek mutluluğun ne olduğunu dahi düşünmezler. Bu insanlar ahlaki düşkünlükleri hoş görmektedirler, onlar için ahlaki düşkünlük kötü bir şey değildir. Çünkü onlar kendi nefisleri, kendi arzularına tutsak olmuş insanlardır.
İnsanın dünyayı güzelleştirmek gibi bir gayesi vardır. Bunun yolu da ilk olarak insanın kendisini kurtarmasından geçer. Kendini anlamayan bir insanın, diğer insanlar ve yaşadığı hayatı anlamayacağı gibi, kendisini güzelleştirmeyen bir insanım da çevresini ve yaşadığı dünyayı güzelleştirmesi mümkün değildir. Peki nedir bu insanın güzelliği? Yüz güzelliği değil tabii ki, insan ilim yoluna vakit ayırıp, ahlakını da sağlamlaştırdığı zaman güzel insan olur.
Düşüncenin doğasında iletilmek vardır; yazılmak, konuşulmak, gerçekleştirilmek. Düşünce çimen gibidir. Işığı arar, kalabalıkları sever, melezlenmek için can atar, üzerine basıldıkça daha iyi büyür.