“Şimdi al bu bu kitabı, sür yaralarına… Biliyorum ne acılar eskittin sen. Uğradığın sayfalarda kendine dokun, içindeki umutsuz adamları, kadınları bulup sarıl onlara….” Kitabın arka kapağının içinize dokunacak cümleleriyle yorumlarıma başlamak istedim çünkü kitap gerçekten içinize dokunuyor. Yazarımız Özkan Öngel’in giriş kısmında bahsettiği kitabı yazma sebebini okurken “Hadi bakalım.” demiştim kendi kendime ama böyle umut kokan hayat hikayeleriyle karşılaşacağımı düşünmemiştim. İşte o cümleyi de paylaşıyorum sizlerle. “Beni okurla buluşturan yegane sebep mutluluğumdur. Size mutluluğuma giden, kendime dert edinmediğim meseleleri, ilham kaynaklarımı, zaman kavramını nasıl değerlendirdiğimi, geleceğe dair umutlarımı anlatacağım. Benim anlatacaklarım sizin saçınızı okşar mı, yaralarınızı kapatır mı bunu göreceğiz.” Kitap hem saçımı okşadı hem de Hilal Hanım önderliğinde yapılan faaliyetler, Yunus Emre’nin babasının acısını içine gömüp başkalarına umut olması, Emekli Yüzbaşı Ozan Bahar’ın yaşadıklarına rağmen kaybetmediği bilakis artarak çoğalttığı azmi, Gökcem Cafe’deki insanların mutluluğu, Fulya’nın ve annesinin hayat zorluğunu hiçe saymaları ve daha bir çok hayattan hikayelerle yaralarımı öyle bir kapattı öyle bir şaşırttı ki beni… Evet bu kitabı gerçekten tavsiye ederim; herkesin kendine göre derdi, sorumluluğu, acısı, yaşanmışlığı vardır tabi ki kimse karşısındakinin acısı küçümseyemez, yaşamadan bilinmez. Ama çoğu zaman ne kadar basit şeyleri kendimize dert edindiğimizi de anlayıp anı yaşamaya, mutlu olabilecek bir sebep bulmaya çalışmalı ve her ne olursa olsun şükretmeliyiz. “Hoş geldin bugünlerini, yarınları için heba eden delikanlı. Yapma böyle, dertlerine dert katma. Ruhu kararmış hayallerini bırak bir kenara. Sabah, güneşin doğacağına olan umutların kadar