lâl

geçti, dedi. geçmedi, dedi adelaide. kapının eşiğinde dizlerinin üstüne çöktü, gözyaşları yanaklarını ıslatıyordu. bu hiçbir zaman geçmeyecek.
Sayfa 189
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
gerçeği bilirseniz, yani sevmenin bedelinin eninde sonunda yas tutmak olduğunu bilirseniz kimseyi sevemezsiniz. asla bu tuzağa düşmezsiniz. ama bir kez düştüğünüzde -aklınıza, mantığınıza rağmen birini ya da bir şeyi sevdiğinizde- bırakmak istemezsiniz.
Sayfa 186
aşk zor, karmaşık ve acımasızdı, evet ama aynı zamanda kolay olması gereken bir şeydi; rahat ve güvenli olmalıydı. adelaide’ın hissettiği şeyse bunların hiçbiri değildi, daha çok kalbi yavaş yavaş rendeleniyormuş gibiydi.
Sayfa 181
rory hughes tarafından sevilmek için ne kadar çaresizce, zavallıca ve tutkuyla mücadele ettiğini düşündü; çünkü geçmişi ona sevginin fedakarlık istediğini, sevgi için mücadele etmesi gerektiğini öğretmişti. (gerçek sevgi için savaşmaya gerek olmadığını yıllar sonra anlayacaktı.) kalbini göğsünden söküp banyo zeminine atmak ve kanının sulu boya gibi yere yayılmasını izlemek istedi.
Sayfa 170
fayansların üzerine çöküp klozetin kapağına yaslandı ve birkaç dakika boyunca kustu. sanki içindeki her şey çıkmış gibiydi. ağlamaya başladı, tiz sesler çıkararak nefes almaya çalıştı. bu buket senin için olabilirdi, eğer böylesine kırılmış bir kız olmasaydın, dedi zihni ona. aynı şeyi rory de senin için hissedebilirdi. keşke başka biri olsaydın, başka biri. madison gibi, nathalie gibi… sen dışındaki herhangi biri.
Sayfa 170