lanet olsun ki şu an göğsünün ortasında kocaman, karanlık bir boşluktan başka bir şey hissedemiyordu. sadece rory’nin doldurabileceği bir boşluktu bu. sadece rory’nin sarılmasıyla dolacak bir boşluk.
kendi kendine mutlu olacağına söz verdi.
ama derinlerde bir yerde, bacakları suya kapılmış sürükleniyordu adeta. su yükseliyordu, yükseliyordu, yükseliyordu. artık başını suyun üstünde tutmakta zorlanıyordu. can simidi -kelimenin tam anlamıyla- ondan uzaklaşıyordu. bu şekilde nasıl hayatta kalacaktı?
lisedeyken çok yakın bir arkadaşını intihar sebebiyle kaybetmişti. haberi aldığında cenazede kısa bir süre ağlamıştı. ama ondan sonra bir daha asla gözyaşı dökmemişti. sadece onun artık doğru yerde olduğuna inanıyorum, demişti kendi kendine. artık acı çekmediğine. aslında yalan söylemiyordu ama asıl gerçeği de söylemiyordu. asıl gerçek, adelaide’ın böyle acıları en derinlerine gömdüğüydi; neredeyse hissedemeyeceği kadar derinlere.