parçalarını tekrar bir araya getirdiğinde, parçalandığı zaman nasıl hissettiğini unutuyordu insan. iyileşen yaraların ilk açıldığında nasıl hissettirdiğini de. o yaraların nerede olduğunu az çok hatırlıyor, tazeyken nasıl sızladıklarını biliyor ama artık parmağını üzerine bastırıp, işte, beni tam buradan incittin, diyemiyordu.
içten içe kendine fiziksel zarar vermek istiyordu. kendine olan nefretini kesikler ve morluklar hâlinde bedeninde görünmesini, sonra bunları hastane görevlisine gösterip bakın, ne kadar acı çekiyorum görüyor musunuz? kendime neler yaptığıma bakın, diyebilmeyi diliyordu.
notu yırtıp paramparça etmek, ateşe vermek, küllerini çıplak ayaklarıyla ezmek istedi. ama bunların hiçbirini yapmadı. bunun yerine notu yüzüne yaklaştırdı, neredeyse öpecek gibi tuttu. belki hâlâ onun kokusunu taşıyordu, belki o küçücük kağıt parçası aralarındaki mesafeyi yok edebilirdi. ama edemedi.