yaşamı da, ölümü de aşmıştım; çünkü artık ne yaşama arzusu duyuyor, ne de ölümden korkuyordum. hiçbir şey istemiyor, hiçbir şey ummuyordum. hiçbir şeyden korkmuyordum. bu yüzden özgürdüm. çünkü yaşamımız boyunca bizi köleleştiren isteklerimiz, umutlarımız, korkularımızdır. özgürlüğüm onları öfkelendiriyordu. hâlâ istediğim, hâlâ korktuğum ya da hâlâ özlediğim bir şey kalmış olması hoşlarına giderdi. o zaman beni bir kez daha köleleştirebilirlerdi.
“yüzünden bir kralın kızı olduğunu okuyabiliyorum.”
“babamın bir şey dışında kraldan farkı yoktur.”
“nedir o?”
“bana öldürmeyi öğretmedi. her şeyi yaşarken öğrenmeye bıraktı beni.”
“yaşam sana öldürmeyi öğretti mi?”
“elbette.”
“aşk söz konusu olduğunda, herkes aynıdır.”
“bir yanılsama içindesin. gözlerinde aşkın, bir zamanlar parıldayan ruhunu nasıl öldürdüğünü görebiliyorum.”
“aşk gözleri ışıldatır, parlaklığı öldürmez.”
“zavallı. aşkın ne demek olduğunu hiç öğrenememişsin.”
bir şey beklemeyecek, umutları suya düştüğünde acı çekmeyecektir. hiçbir şey umut etmeyecektir artık, hiçbir şey arzulamayacaktır. hiçbir şeyden korkmayacaktır, çünkü onu incitebilecek her şeyi zaten yaşamıştır.