“yaşam sana öldürmeyi öğretti mi?”
“elbette.”
suça sürüklenmiş bir kadın.
okurken her sayfada firdevs için bir umut aradım. belki bununla mutlu olur, belki bu ona iyi davranır. ancak firdevs’le beraber kimseye güvenememeyi her sayfada biraz daha anladık.
bu bir gerçek hayat hikayesi. yazarımız bir psikiyatrist ve araştırması için cezaevindeki kadınlarla konuşurken firdevs ile tanışıyor. firdevs’in idam edilmesine 6 saat var ve bu 6 saatte hayat hikayesini anlatıyor. bilmiyor ki firdevs’in sesi tüm kadınların kulaklarındaki çığlık olacak.
firdevs’i öldürdüler çünkü firdevs gerçeği söyledi. çünkü firdevs bıçakla değil gerçekle onları öldürdü. “ölümle gerçek birbirine benzer. gerçekler de insanı öldürdüğü için, ölüm gibidir. ben bir insanı öldürdüğüm zaman, onu bıçakla değil, gerçekle öldürdüm. bu yüzden korkuyorlar; beni yok etmek için bu yüzden acele ediyorlar.”
kitabı okurken durup durup düşündüm, sindirdim. firdevs o yaşlarda bunları yaşarken gerçekten nasıl hissetti anlamaya çalıştım. kitaba girip amcası ve yengesini tokatlayasım geldi. küçücük kızı bir eve sığdıramadılar. acaba ibrahim firdevs’i para vermemek için kullanmak yerine gerçekten aşık olsaydı hayatları nasıl olurdu? firdevs’e sahip çıkacak tek bir kişi olsaydı, ortaokul diplomasıyla iyi bir işe girseydi başına neler gelirdi? düşünüp duruyorum ama bu ataerkil düzen devam ettiği sürece her zaman kadınların küçük görüldüğü erkeklerin ilah gibi gösterildiği toplumda sadece birazcık daha özgür birisi olacağını biliyorum.
oldukça sarsıcı bir kitaptı. eski dönemlerde yaşanmış bir olay olsa da hâlâ günümüzde de devam ediyor bu tarz olaylar. keşke kimse yaşamasa, keşke dünya masallardaki kadar romantik, yaşamaya değer bir dünya olsa.
ölümle gerçek birbirine benzer. gerçekler de insanı öldürdüğü için, ölüm gibidir. ben bir insanı öldürdüğüm zaman, onu bıçakla değil, gerçekle öldürdüm. bu yüzden korkuyorlar; beni yok etmek için bu yüzden acele ediyorlar.