Ya hayatının ilk cümlesini bile yazamazsan
Dünya üzerinde delilik mertebesini en çok hak eden insanlardan biri olduğu konusunda pek çok insanın hem fikir olduğu Thomas Bernhard’ın en vurucu romanlarından biri olan Kireç Ocağı inanılmaz bir okuma deneyimi olarak nitelendirilebilir. Bernhard’ın cümleleri (cümle diye nitelendirmek ne kadar doğru bilmiyorum) adeta beyinde her saniye üretilen düşünceler gibi kolektif ve akışkan bir yapıda. Aslında düşüncenin kâğıda en iyi aktarımı denebilir.
Karamsar ve aykırı kalemiyle bilinen Bernhard, Kireç Ocağı’nda da ,anlatımı birçok anlatıcıyla destekleyerek, Hayatını “İşitme” üzerine bir inceleme yazmaya adamış bir kişinin giriş cümlesine dahi başlayamayışını kendi üslubuyla ortaya koyuyor.
“Her seferinde şimdi bir düşüncem olduğunu düşünüyorum, oysa gerçekte hiçbir düşüncem yok, hiçbir şey diyorum… Ve dolayısıyla bütün gün düşünceyle meşgulüm, aslında hep o aynı düşünceyle odamda bir ileri bir geri, bir sağa bir sola yürüyorum, düşüncesi olmamak, tek bir düşüncesi olmamak… Çünkü esasında hiçbir düşüncem yok, diyorum.”
Okuduğum her bir sayfada Konrad’la daha da fazla özdeşim kurdum çünkü sürekli kendime yazmak için sürekli belirli sebepler belirliyorum ve onları sağlasam da yazmaya başlayamıyorum. Her yalnız kaldığımda, attığım her adımda, düşündüğüm her vakitte kendimi gerçekleştirmek istiyorum ve fikir üretme konusunda “id”imle hareket ediyorum fakat sonucunda sürekli odağımı bozacak sebeplere sığınıyorum. Kitabı bitirdiğimde bir süre duvarı sonrasında aynada kendimi izledim. Karşımdaki kişi adeta bir ruhtu. Hayatımı ayakta tutan her bir etmeni yavaş yavaş kaybederken bana bakan bir ruhtu ve ilk cümleyi yazma enerjisini bana verecek şeyin ta kendisiydi.