mete

mete
@wisshbone
34 okur puanı
Mayıs 2020 tarihinde katıldı
Puan vermedi·176 syf.··
2021 28. kitabı
Ya hayatının ilk cümlesini bile yazamazsan Dünya üzerinde delilik mertebesini en çok hak eden insanlardan biri olduğu konusunda pek çok insanın hem fikir olduğu Thomas Bernhard’ın en vurucu romanlarından biri olan Kireç Ocağı inanılmaz bir okuma deneyimi olarak nitelendirilebilir. Bernhard’ın cümleleri (cümle diye nitelendirmek ne kadar doğru bilmiyorum) adeta beyinde her saniye üretilen düşünceler gibi kolektif ve akışkan bir yapıda. Aslında düşüncenin kâğıda en iyi aktarımı denebilir. Karamsar ve aykırı kalemiyle bilinen Bernhard, Kireç Ocağı’nda da ,anlatımı birçok anlatıcıyla destekleyerek, Hayatını “İşitme” üzerine bir inceleme yazmaya adamış bir kişinin giriş cümlesine dahi başlayamayışını kendi üslubuyla ortaya koyuyor. “Her seferinde şimdi bir düşüncem olduğunu düşünüyorum, oysa gerçekte hiçbir düşüncem yok, hiçbir şey diyorum… Ve dolayısıyla bütün gün düşünceyle meşgulüm, aslında hep o aynı düşünceyle odamda bir ileri bir geri, bir sağa bir sola yürüyorum, düşüncesi olmamak, tek bir düşüncesi olmamak… Çünkü esasında hiçbir düşüncem yok, diyorum.” Okuduğum her bir sayfada Konrad’la daha da fazla özdeşim kurdum çünkü sürekli kendime yazmak için sürekli belirli sebepler belirliyorum ve onları sağlasam da yazmaya başlayamıyorum. Her yalnız kaldığımda, attığım her adımda, düşündüğüm her vakitte kendimi gerçekleştirmek istiyorum ve fikir üretme konusunda “id”imle hareket ediyorum fakat sonucunda sürekli odağımı bozacak sebeplere sığınıyorum. Kitabı bitirdiğimde bir süre duvarı sonrasında aynada kendimi izledim. Karşımdaki kişi adeta bir ruhtu. Hayatımı ayakta tutan her bir etmeni yavaş yavaş kaybederken bana bakan bir ruhtu ve ilk cümleyi yazma enerjisini bana verecek şeyin ta kendisiydi.
Kireç OcağıThomas Bernhard · Yapı Kredi Yayınları · 2025407 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·132 syf.··
2021 27. kitabı
Satire-Fiction Köpek Kalbi, SSCB'nin ilk kuruluş yıllarında rejime karşı bir görüş benimseyen Bulgakov'un erken dönem eserlerinden biri. Yergiyi sıkça kullanan Bulgakov, dünya edebiyatındaki yerinin değerinin nedenlerinden, bu eserinde de Sovyet rejimi, komünizm, bürokrasi gibi konulara karşı nükteli bir üslupla yaklaşmış. Gogolvari kamu taşlamalarına ve yazım dilinde Klasik Rus Edebiyatı izlerine rastlamak mümkün. Baş karakter olarak bir sokak köpeği ve inovatif düşünen bir doktoru alan Bulgakov, iki tarafın da pişman olduğu insanın hipofiz bezini köpeğe takılınca gerçekleşecekler deneyinde ikilinin hayatını kesiştirir. Derin bir alt metinde halkın Sovyet rejimine sağlayamadığı uyuma ve Sovyet rejimindeki insan kayırmalarına sürekli değinen eser alt metniyle anlamlı bir hal kazanıyor. Modern klasikler dizisinin okuduğum en farklı eserlerinden olarak nitelendirebileceğim Köpek Kalbi, en keyif aldıklarımdan biriydi. Bilim kurgu okumaları yapmaya meraklı ve SSCB hakkında bilgisi olan herkesin keyif alabileceği bir eser.
Köpek KalbiMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201925,6bin okunma
Puan vermedi·1008 syf.··
2021 26. kitabı
yine acıklı bir çocuk hikayesi yine charles dickens Küçük yaşlardan itibaren hem kısaltılmışlarını okuduğum hem de filmlerini izlediğim bu eseri okumaya büyük umutları okuduktan sonra karar verdim. Charles Dickens’ın edebi dilinden çok etkilendikten sonra okuduğum bu eser beni diğer eserleri kadar tatmin etmedi diyebilirim. Daha yazar anlatıcı pozisyonunda yazılan eserde hikayenin gizleri sürekli açık ediliyor ve sonrasında bu gizler anlatılıyor. Açıkcası ben okuyucu olarak gizleri alt metinde bulmayı tercih ediyorum. Hayatı acıklı geçen Oliver’ın hayatına dahil olduğumuz eserde tempo çok üst seviyede. Betimlemeler güzel ve fazla olsa da hikaye akışında sürekli farklı mekan ve kişilerin kullanımı tampoyu olumlu etkilemiş. Ben bu kitabı sadece metroda okuyarak bitirdim ve bu duruma çok uygun bir kitap olduğunu düşünüyorum. Mini basım olduğu için cepte bile rahatlıkla taşınabilecek bu kitabı yanınıza alıp her boş vaktinizde okumanızı tavsiye ederim.
Oliver TwistCharles Dickens · Can Yayınları · 201719,9bin okunma
Puan vermedi·455 syf.··
2021 25. kitabı
Ya hayat sadece performanslar bütünüyse? Çizgi romancılıktan besteciliğe çokça meziyeti olsa da yönetmenliği ile daha çok tanınan Alejandro Jodorowsky’nin sistematik bir hale getirdiği kökü Antik Yunan’a dayanan sanatla terapinin birbirine en yakın noktası olan Psikobüyü yönteminin anlatıldığı röportajlar bütünü. Ayrı zamanlarda farklı kişilerce kaydedilip yazıya dökülmüş bu kitapların tek bir kitapta basımını buluyoruz. İlk kısım belirli tanımlar üzerinden (performans, şiirsel performans, tiyatral performans…) psikobüyü tanımına doğru hazırlıkla başlıyor. İlk sayfalardan itibaren kendi yaşadığın ya da gözlemlediğin olaylara farklı bir perspektif ve yorum katıyor. İncelemeye devam etmek için kendi psikobüyü tanımımı bu noktada yapmayı verimli buluyorum. “Psikobüyü, yüzleşilmesi zor ve her geçen gün etkisi artan gerçek olayları rüya boyutuna indirgemektir. Olabilecek en zararsız yolu yeğlese de pis bir şeydir. Akla aykırı gelecek, süper egoyu bastıracak düzeyde performanslar içerir fakat sonunda yaşadığın deneyim ve rahatlama hissi performansın büyülü kısmıdır. Bazen annenin mezarına işemeyi bazen de yazdığın tüm kitapları yakmayı içerir. Yapacacağın performans genelde psikanalize dayanır ve çocuklukta yaşanan olaylar ve soyaçekim çok etkilidir.” İç sesini bulma için en etkili araçlardan biri olan Psikobüyünün özgürleştirici gücünü hem mektuplarla hem de yaşadığı deneyimlerle anlatan Jodorowsky yavaş yavaş tedavinin başarısına ikna ediyor. Tarota, büyülere yani şamanist uygulamalara ön yargıyla bakan insanlara bir şey ifade etmese de mistik inancı yüksek kişilere güzel bir kaynak ve deneme metodu sunuyor. Çoğu filmi okurken psikanalizle bağlantı kurulur. psikobüyü bilmekse özellikle Jodorowsky filmlerini okumak için ufuk açıyor. Psikobüyüyü içselleştirdikten sonra
Psiko-BüyüAlejandro Jodorowsky · Alfa Yayıncılık · 201629 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2021 24. kitabı
Otoriter rejim ne kadar baş belası olabilir? Dijitalleşen dünyada haber kaynağı olarak kullandığım ve dünya görüşünün kendiminkine yakın olduğunu hissettiğim Nevşin Mengü’nün 2009 yılında İran’da TRT muhabirliği yaparken yaşadığı deneyimlerden beslenerek yazdığı “İnsanın Düiünmekten Canı Yanar Mı?”, İslam devriminden günümüze bir İran portresi sunuyor. Daha çok sinemasına hakim olduğum İran hakkında politik ve gündelik yaşam hakkında doyurucu bilgiler okumak bence tatmin edici. Kitabın birçok bölüme ayrılması odağı arttırırken, Nevşin Mengü’nün sanki kitabı okuyanların İran hakkında hiçbir fikri yokmuş gibi yazması da kitapta geçen kişilerin kim olduğunun kaçırılmamasını sağlayan bir okuma deneyimine imkan veriyor. Sözünü esirgemeyen bir üslup kullanan yazar, İran gerçeğini soğuk su gibi surata çarpıyor. Genel olarak İran güzellemesinin yapıldığı Türkiye’de gerçek İran’ı okuyabilme deneyimi bu eserde mevcut. Aynı zamanda Türkiye’de son yıllarda iyice ayyuka çıkan İslamcı ve otoriter yönelimlerin ulaşabileceği noktayı da çıkarım edebilme imkanı sunuyor. Nevşin Mengü’nün İran’ın bugünkü durumunu tek cümlede anlattığı alıntıyla incelemeyi bitiriyorum.. “Sözde her şey yasak, ama kılıfına uydurursan her şey serbest.”
İnsanın Düşünmekten Canı Yanar mı?Nevşin Mengü · Everest Yayınları · 2017433 okunma