Milli kimlik, Amerika'nın son yıllarda bize yutturmaya çalıştığı gibi bir ırk meselesi katiyyen değildir, bir gelenek - görenek, kültür - töre ve özellikle bir gönül ve onu, gemiyi yüzdüren su gibi batmadan üstünde tutan dil meselesidir. Dilini unutan kavimlerin tarihten adları bile silinir gider.
Belki de diye düşündüm, bütün her şey uzak bir yerlerde önceden usulca kaybolmuştu. En azından birbirine karışan tek bir görüntü olarak, kaybolacakları sessiz bir yerleri vardı. Bizler yaşarken, ince ipleri çeker gibi onların birbirine geçmiş hallerini birer birer keşfediyorduk sadece. Gözlerimi kapatıp, o kaybolmuş güzel görüntülerden olabildiğince çoğunu hatırlamaya çalıştım. Onları avucumda toplamaya çalıştım. Ömürleri kısacık olsa da.
Bir şekilde her birimiz hayatımıza devam ediyoruz, diye düşündüm. Ne kadar büyük ve ciddi bir kayıp yaşasak da, ne denli önemli bir şey elimizden alınmış olsa da ya da sadece üzerimizdeki deri aynı kalıp kendimiz tamamıyla farklı bir insana dönüşmüş olsak da, sessizce yaşamımızı sürdürüyoruz. Bizim için belirlenmiş zamanın sonuna doğru gittikçe yaklaşıyor, ardımızda bıraktığımız zaman dilimi uzaklaşıp kaybolurken ona veda ediyoruz. Gündelik hayatın sonu gelmez işini gücünü tekrar tekrar yaparak. Böyle düşününce büyük bir boşluk duygusuna kapıldım.