Kara Kitap’ı okurken bazen sadece bir roman değil, birden fazla roman okuyormuş gibi hissettim. Galip’in peşinden yürürken her ne kadar Rüya ve Celal’i arıyormuş gibi gözüksek de sanki daha çok kaybolmak için yazılmış gibiydi. Ama ne tuhaf, kayboldukça insan kendine yaklaşıyor. Galip’in o zamana kadar kaçtığı kendini bulması, bir anda Celal gibi düşünüp onun gibi davranması…
Her bölümün sonunda ben şu an ne okuyorum dedim. Fakat bu hissi aynı zamanda da sevdim.
Kolay bir kitap değil. Çünkü Kara Kitap, anlamı çabucak sunmayan, seni onun peşinden koşturan bir hikâye. Galip’i okurken bir Galip de siz oluyorsunuz. Bitirdiğinde sadece bir roman bitmemiş oluyor; bir devinim, bir iç yolculuk tamamlanıyor. Bu kitabı sevdiğimi söylemek yetersiz kalır. Okurken ben bunu tekrar okurum diye düşündüğünüz kitaplar olur ya, işte Kara Kitap da öyle bir kitaptı. Biliyorum, herkesin seveceği bir kitap değil bu. Ama sevenin de kendine özel tuttuğu minik kitap listesinde yer alır diye düşünüyorum.