Hikayesinin, kişiliğinin, duygu ve düşüncelerinin paylaşıldığı insanın öyle düşüncelerine rastladım ki aklından geçen, yaşamının; öz varoluşunu kendi varlığına kanıtlamaya çabaladığını düşündüm.
“Geçmiş yıllardan kalmış ajandalarını saklardın. Kendi varoluşundan kuşkulandığında yeniden okurdun onları.” (Sayfa 27)
“Güldürü kahramanı rolüne soyunmak seni yeniden yaşama döndürürdü. Başkasını canlandırarak yeniden kendini bulurdun. Artık gözlerin gözlerine bakabilirdi, aynanın karşısında adını söyleyebilmek sana soyut gelmez olurdu yeniden.” (Sayfa 28)
Kendi varlığını kendine ispatlamaya uğraşan bir yaşamın sessiz ama kendi içinde haykırışlarla dolu çırpınışı…
“Ölümden çok yaşamdan tat almanı senden başka sağlayabilecek biri yoktu.” (Sayfa 66)
Belki de o yüzden intihar ettin sen. Yaşadığını kendine kanıtlamak için önce ölmen gerekiyordu. Yaşamış olmanın tadını alabilecektin böylece.
Ne tuhaf ama bir o kadar da gerçek; insanın kendi varlığını kendine, kendi özüne kanıtlama uğraşı. Bazen bir söz ile, bazen bir bakış, bazen bir eylem ile varlığımızı duyurmaya çalışıyoruz. Görülmek, duyulmak ve anlaşılmak istiyoruz. Belki de en çok kendimiz tarafından. Gerçek bir ayna olsun ki yaşam, ben gerçekten yaşayan bir insan olayım. İnsan gayesi, kendi varoluşunu kendine hatırlatma üzerine. Yaşamın içinde yaşadığımızı kanıtlamanın emeği doğuyor insan yüreğinden. Kendi gözlerine yeniden bakabilmek, gözbebeklerinde varlığına şahit olmak diliyor. Belki de dünya üzerindeki eserlerimiz gürültülü birer fısıltıdır kendimize; yaşadığımıza dair.
‘Yaşadım. Gerçek bir insanın yaşamıydı yaşamım.’ uğraşlarımızın derinliğine sinmiş o umut içten içe böylesi dilekler adamaktadır belki de.
İnsanın kendini kendine çabasını özellikle alıntıları yazdığım vakit derinden hissettiğim bir kitaptı. Bir
“Dünyaya uyum sağlayamadığını hissetmek seni şaşırtmıyordu da dünyanın, içinde yabancı gibi yaşayan birini yaratmış olmasına şaşıyordun. Bitkiler intihar eder mi? Hayvanlar umutsuzluktan ölür mü?”