Evimin önüne geldiğimizde Kağan motoru durdurup bana döndü. Mavi gözleri duygusallıkla koyulaşırken bir girdap gibi beni kendine çekiyordu.
“Yemek için teşekkür ederim,” dedim gülümseyerek.
Kağan derin bir soluk alıp yavaşça verdi. Kararsız bir hali var gibiydi.
“Önemli değil,” derken bakışları dudaklarıma kaydı. “Harika bir akşamdı.”
Ses tonundaki yumuşaklık içimi titretti, bir heyecan dalgası beni kalbimden vurdu. Kuruyan dudaklarımı dilimin ucuyla ıslattım. Kağan'ın bakışları hâlâ dudaklarımdayken yavaşça nefesini verdi.
“İyi geceler,” diye fısıldadım ve arabadan inmek için kapıyı açtım.
Kağan bileğimi tutarak beni durdurdu. Yüzümü ona döndüğümde beni hızla kendine doğru çekti.
Ve...
Dudaklarını dudaklarıma bastırdı.
Kağan’ın beni aniden öpmesi büyük bir şok yaşamama neden oldu. Bu beklediğim bir şey değildi. Öylece donup kaldım. Nasıl tepki vereceğimi bilemiyordum. Kağan’sa dudakları dudaklarımdayken beni zorlamıyor, bir beklentisi olmadan hafifçe öpüyordu. Dudaklarının yumuşaklığı ve sıcaklığı beni benden alıyordu. O kadar yumuşaktı ki sanki bu yumuşaklık beni içine alıyordu. Güzel bir rüyadaymışım gibi gözlerimi kapattım ve hiç düşünmeden öpüşüne karşılık verdim.
Kağan benden beklediği karşılığı alınca diliyle dudaklarımı aralayarak ağır ağır öpmeye başladı. İçimdeki heyecan büyüyüp tüm bedenime yayılırken dudaklarının her dokunuşuyla kalbim gittikçe hızlandı ve arzuyla titredim. Midem arka arkaya kasılıyordu.
Elini yanağıma koyup nazikçe okşadığında elimi kaldırıp elinin üzerine koydum ve Kağan bu temasla beni sertçe, şehvetle öpmeye başladı. İkimiz de nefes nefese kalana kadar öpüşmeye devam ettik.
Kağan hafifçe geri çekilip, “Bu... inanılmaz...” diye mırıldandı boğuk bir sesle. Alt dudağımı ısırarak kıkırdadım.
Beni yeniden tutkulu bir şekilde
" 'Kayla!'
Bir kapı sesi duymuştum ama bu seslenen...
'Neyin var? Bana yaslan.'
Bileğimi ve belimi tuttuğunda yükümü ona verip göğsüne yaslandım. Başımın dönmesi ve gözümün karaltısı geçene kadar sessizce durdum.
'Seni burada görmeyi beklemiyordum.' dedim ve hâlâ dönmekte olan başımı fazla çevirmeden burnumu göğsüne sürttüm. Vanilyanın hazinesi buradaydı. Duş almıştı. Vanilyalı duş jelini kullanmıştı üstelik.
Eli sırtımda gezinirken, 'İyi ki de buradayım. Seni arabaya götürelim.' dedi. Yine çok hareket etmeden başımı hafifçe aşağı yukarı salladım ve gözlerimi açtım. Mercedes ile aramızdaki uzaklık bir anda gözümde büyümüştü ama kendimi Meriç'e taşıttıracak değildim. Dün olanlardan sonra bu ilk karşılaşmamızdı. Benim düşünmeye fırsatım bile olmamıştı. Gece uykuya dalana kadar yatağımda geçen süreyi saymazsak hiç düşünmemiştim. Şimdi de düşünecek durumda değildim.
Meriç'in eli belimde arabaya kadar yürüdüm. Bir kere kucağına almayı teklif etti ama hemen reddettim. Sonunda Mercedes'e ulaştığımızda gülümseyerek koltuğa yerleştim.
'Bana su alır mısın?' diye sorduğum sırada Meriç kemerimi bağlıyordu.
Hiçbir şey demeden arabanın arkasından dolandı ve köşedeki büfeye yürüdü. Başımı deri koltuğa yasladıktan sonra gözlerimi kapadım. Ne kadar zaman geçti bilmiyordum. Meriç arabayı çalıştırdığında gözlerimi açtım. Meriç'in uzattığı poşette bir şişe su, bir portakal suyu, bir fıstıklı çikolata ve bir de Marlboro paketi vardı. Her zamankinden.
"Dün gece için teşekkür ederim, baş belası.
Uzun bir süre sonra uyumak iyi geldi. Öncesinde beni kovsan da, sonra kalmama izin verdiğin için sen iyi bir kızsın.
Bense...Biliyorsun işte...Herkesin acıdığı şu kötü çocuk.
Ve sana ihtiyacım olmasından nefret ettiğimi de biliyorsun. Dün gece ilk kez kendi sesimden ne kadar acınası olduğumu duydum. Bu çok zordu. Bir yandan da içimden bir şeyin kopup gittiğini hissettim. O boşluk rahatsız edici değil. Endişelenme. Bir fazlalıktan kurtulmuş gibiyim. Hatırladığımda senden ve kendimden utansam da... Bir bebek gibi bana bakmak zorunda olduğun, istemediğin halde kalmama izin verdiğin için senden özür dilerim. Bir daha olmayacak.
Bir şey daha... Yapmak istediğim şeyle var. Zorlandığımda sana sığınmak ya da başka şeylere başvurmaktan kurtulmak istiyorum. Özgür olmak istiyorum. Deneyeceğim.
Teklifin hâlâ geçerliyse... Yani arkadaş olabiliriz. Düşündüm de bu değişik olabilir. Bay Harrington için alışverişe seninle birlikte gelmeyi de isterim.
Kısaca baş belası; en başa dönmeye varsan, ben de varım. Senin peşime takıldığın günden bahsediyorum. Emin ol, seni zor durumda bırakmayacağım. Frambuazları özleyecek olsam da, bundan ya da başka şeylerden bahsetmeyeceğim. Senden uzak duracağım. Bir arkadaş kadar.
Not: Dün gece için teşekkür. Tişörtüm sende, diğer sakladıklarının yanında kalabilir.
Eğer kabul edersen, arkadaşın...
Arkadaşın olsa da, her zaman ona ait olacağına inanmayı sürdüren eski erkek arkadaşın...
Meriç Tuna.
"Benden çaldıklarının yanında eski hayatımın bir kısmına geri tutunmuştum. Geri dönüşü olmayan bir yola girmemiştim. Bir bebek sahibi olmak için erkendi. Yeniden uyandığımda sanki aklım başıma gelmişti. Eskiden düşündüklerim şimdi beni utandırıyordu. O sonsuzluğa yakın uykumda babasızlığımın verdiği hatalar, çocuk olmakla büyümek arasındaki yaptığım yanlışlar boğulmuştu. Onlar benimle birlikte o yataktan kalkamamıştı.
'Kayla...Geldik.'
Gözlerimi açtım. Evin hemen önündeydik. Güneş artık tepedeydi. Arkasına gizlendiği ağaçlar yoktu. Sadece babamın evi ve biz vardık.
'Sen...'
'Eve gir. Merak etme. Hadi.'
Motordan inip kaskı ona uzattığımda yüzüne küçük bir tebessüm yerleştirdi.
'Eve gir. Git ve uyumaya devam et. Akşam geleceğim. Babanla konuşacağım bir konu var.'
'Dikkat et.'
'Hadi, baş belası. Kurtlar seni kapmadan eve girdiğini görmek istiyorum.'
Hiçbir sorun yokmuş, tehlikeli bir şeyler olmayacakmış gibi davranması beni rahatlatmasa da onu bu şekilde durduramayacağımı biliyordum. Arkamı dönüp eve doğru yürüdüm. İçeri girdikten sonra Semih'e mesaj attım.
Gönderilen:Semih
Meriç o çocukların izini buldu. Onların peşinden gitti. Nereye gittiğini bilmiyorum ama motoruyla... Ona yardım et. Lütfen. Başına bir şey gelmesine engel ol. "