Ah Victor vah Victor! *Bilgi doğru şekilde kullanıldığı zaman fayda sağlar. Hırs ve kontrolsüz deneyler onu bir terminatöre dönüştürür. SONU HEZİMETTİR, UZAK DURUNUZ YA DA BİR DURUP KENDİNİZİ SORGULAYINIZ.*
Frankenstein şairane bir kitap, betimleme aşıklarının okuyup okuyup altını çizeceği tasvirlerle dolu. Anlatımı çok zevkliydi, tam bir güz-kış kitabı. Çok sempatik ablamız Mary Shelley; kasveti, basık ruh hallerini ve yaratığın eylemlerini çok gerçekçi yansıtmış bence. Ancak başlangıcımdan da anlayacağınız gibi ana karakterle ilgili çok ciddi problemlerim var.
Victor'un ölüm döşeğinde bile yaratığa "iblis, canavar, ikna edici sinsi yılan" yakıştırmalar beni mahvetti. Kitabın başından beri Victor'dan hazzetmedim, ya kaygılı ve coşkulu ya da duygusuz ve ilgisiz davranan tutarsız oturaksız bir adam. "Elizabeth gibi bir melek ona nasıl bu kadar hayran kalabilir, bu nasıl bir yoksunluktur?" demeyeceğim çünkü küçüklüğünü anlattığı kısım gayet sempatikti. Victor, asil, zeki, çalışkan, kibar, kararlı bir beyefendi. Ama sadece başlarda maalesef.
Ona sinirlendiğimde hissettiklerimle kabalaşabiliyorum. Akıllı diye geçinen biri kendisi ama doğayla uyumsuz bir yaratık oluşturmaya kalkacak kadar cüretkar davranabilmesi kitap boyunca dışa vurduğu karakterine ters bir eylemdi. Yaratığın çirkinliği, orantısızlığı, devasalığı onun için yeni bir şey olmamasına rağmen ondan sanki ilk defa gördüğü bir şeyden korkar gibi korkması, tiksinmesi, nefret etmesi çok sinir bozucuydu. Eğer Elizabeth her şeyi bilseydi onunla şu konuşmayı yapardı:
Yaratık gölden fırlamadı, onu sen yaptın Victor, o sana bir şey yapmadan ondan nefret ettin. Onu yabancısı olduğu dünyada yalnız ve dışlanmış bir hayata terk ettin. Hem de ona o hayatı veren sen olmana rağmen bunu yaptın. Sonrasında ise yaptığı her