BÖLÜM XI: ÇARKIN DİŞLİLERİ VE ROBOTİK FISILTILAR İnsan, idealleriyle girdiği kapılardan unvanlarıyla çıkabilir; ama o kapıların arkasında bıraktığı ruhun hesabını hiçbir diploma kapatamaz. Elektronik teknolojisi bölümünün o teorik, temiz dünyasından çıkıp, piyasanın o küçük, rutubetli atölyelerine adım attığımda, karşımda bulduğum şey devre şemaları değil, insan ruhunun karmaşık ve sinsi haritasıydı. Girdiğim o küçük firmada bana yaptırılan işlerin basitliği (getir-götürler, tak-çıkar rutinleri) aslında sistemin bir prototipiydi: Sistem, senin zekanı değil, sadece o anki işlevselliğini talep ediyordu. O dükkanın eşiğinden içeri girdiğinizde, floresan lambaların altında sahte bir huzur havası solurdunuz. Herkes içten içe bir diğerinin eksiğini arar, onu patronun gözünde düşürmek için pusuda beklerdi ama yüz yüze gelindiğinde o samimiyet tiyatrosunun perdeleri ardına kadar açılırdı. Bu atölyede kimsenin bir diğerine iş öğretmek, onu geliştirmek gibi bir derdi yoktu. Çünkü bilginin paylaşılması, gücün devredilmesi demekti. Yeni gelene bir şey öğrettiğin an, kendi yeri doldurulabilirliğini tescillemiş olurdun. Bu yüzden, dükkanın eski sakinleri için en konforlu alan, yeni gelenin arkasından "kafası basmıyor, yavaş, işi bilmiyor" fısıltılarını yayarak kendi tahtlarını sağlama almaktı. O çarkın dişlileri arasında, her biri kendi zindanında yaşayan karakterler dizilmişti: Remzi: Toplumun o en tehlikeli damarını temsil ediyordu; geleneklere, göreneklere sıkı sıkıya bağlılık taslayan, ağzından "dürüstlük ve dobralık" kelimelerini düşürmeyen ama arkasından kuyu kazmadığı tek bir insan bırakmayan o organize yüzsüzlük. Begüm: Kendi ait olduğu sınıfı beğenmeyip, zihninde kurguladığı elit kesime özenen, ancak o sahte elitliğe ulaşmak için kendi menfaati uğruna yanındaki herkesi
Psikoterapinin işlevi
Bir sırrı anlatmak için psikoterapinin gerekli olduğuna gerçekten inanıyor musunuz?! - Françoise Dolto Ne psikanaliz ne psikoterapi işlevi ne sırların anlatılması ne de "günahların" itirafıdır. Böyle arzu içinde olan analist veya terapist semantzimin tuzağına düşmüş, analizanın fantezisine kapılmış, analizina müdahale etme ve seansı yönetme inisiyatifini kaybetmiştir. Anlam üçüncül derece bir üründür ve psikanaliz açısından işlevselliği öncelikli değildir. Eğer analist analizanın seans için planladığı hikayeyi anlatmasına müsaade etmi ve akışı bilinçdışı lehine bozamamışsa seansı egonun performans sanatı alanına çevirmesine hizmet etmiş demektir. Bazı kriz durumları hariç, eğer analizan seansı planladığı şekilde bitirmişse o seansın ücretini iade etmek gerekir. Zira bu, seansın analizle alakası olmamıştır demektir. Tam, tüm ve tutarlı hikaye, herşeyden önce doğası gereği hikaye olmasının yanında, özneyi hapseden imgesel mahpushanedir. Mikhail Bakhtin'in, "romanda belirli ve tutarlı kahraman yaratma kavgası yazarın kendisiyle olan kavgasıdır" dediği yerdeki kavga'dır analizanın analiste anlattığı hikaye. Tüm kavga, ego hikayeleştirme işlevi olarak, bu hafta Lacan'ın XI Seminer kartelinde II bölümdeki işlediğim üzere gösteren zincirinde açığa çıkan öznenin susturmaktır: béance - bilinçdışı öznenin görünür olup kaybolduğu yarık; achoppement - bu momentumda zincirin tökezlediği yer; trouvaille - bu tökezlemeden çıkan buluntu; perte - ise bu buluntunun içindeki yapısal kayıpla yüzleşmemektir hikaye. Örneğin, Slovaj Zizek'in J.A. Miller ile seanslarında sürekli sahte hikaye ve rüya uydurması anlatmasına analizin ilerlemesine engel teşkil etmemiştir. Zira hakikat gerçeklikte değil, bir dekor olarak hikayade değil tekrardadır. Analizin nesnesi, Lacan'ın dediği gibi,
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
KÜLTÜREL TERMODİNAMİK: Hegemonya, Kontrol ve Maddi Sınırlar Üzerine Dokuz Eksenli Bir Analiz Robin Hood efsanesinin 12. yüzyıldan günümüze evrimini takip eden bu çalışma, muhalif kültürel figürlerin kapitalist sistem tarafından nasıl absorbe edildiğini ortaya koymaktadır. Dokuz eksenli metodoloji aracılığıyla, bu dönüşümü sadece kültür-politik değil, aynı zamanda termodinamik yasaları ile fiziksel altyapısının çelişkileri bağlamında analiz edilmektedir. Kültürel Termodinamik olarak adlandırılan bu çerçeve, Che Guevara, Malcolm X ve Marilyn Monroe gibi tarihsel figürler üzerinden test edilmiş ve evrensel bir geçerliliğe sahip olduğu gösterilmiştir. Son olarak, simülasyonun maddi sınırları ve kodlanamaz yaşamın direniş potansiyeli incelenerek, kapitalizmin kaçınılmaz fiziksel çöküşü ve insanın kuantum belirsizliği aracılığıyla direniş olanakları tartışılmıştır. GİRİŞ: "MASKENİN" TARİHİ VE "HARD WALL"IN KAÇINILMAZLIĞI Bir efsanenin tarihsel metamorfozunu incelemek, aslında o efsanenin yazıldığı dönemin güç ilişkilerini, sınıfsal kaygılarını ve egemen ideolojisini deşifre etmek demektir. Robin Hood, 12. yüzyılda sözlü anlatım geleneğiyle ortaya çıkmasından bu yana, her çağda farklı bir maske takmıştır. Ancak bu maskelerin altında, aynı bir gerçeklik yer almıştır: Muhalif enerji, sistem tarafından sürekli olarak absorbe edilmiş, estetikleştirilmiş, soyutlaştırılmış ve sonunda paraya tahvil edilmiştir. Bu makale, Robin Hood efsanesinin bu yolculuğunu takip ederken, aynı zamanda muhalif kültürel figürlerin dönüşümünün bir termodinamik yasası olduğunu iddia etmektedir. Sistemi yok edemeyeceğimiz için, hatta sistem onu her saldırısı karşısında güçlendireceği için, direncin son kapısı—paradoksal olarak—fiziksel yasalardır. Elektrik kesilir, çip krizi yaşanır, nehirler kurur.
Felsefe
KÜLTÜREL TERMODİNAMİK: Hegemonya, Kontrol ve Maddi Sınırlar Üzerine Dokuz Eksenli Bir Analiz Robin Hood efsanesinin 12. yüzyıldan günümüze evrimini takip eden bu çalışma, muhalif kültürel figürlerin kapitalist sistem tarafından nasıl absorbe edildiğini ortaya koymaktadır. Dokuz eksenli metodoloji aracılığıyla, bu dönüşümü sadece kültür-politik değil, aynı zamanda termodinamik yasaları ile fiziksel altyapısının çelişkileri bağlamında analiz edilmektedir. Kültürel Termodinamik olarak adlandırılan bu çerçeve, Che Guevara, Malcolm X ve Marilyn Monroe gibi tarihsel figürler üzerinden test edilmiş ve evrensel bir geçerliliğe sahip olduğu gösterilmiştir. GİRİŞ: "MASKENİN" TARİHİ VE "HARD WALL"IN KAÇINILMAZLIĞI Bir efsanenin tarihsel metamorfozunu incelemek, aslında o efsanenin yazıldığı dönemin güç ilişkilerini, sınıfsal kaygılarını ve egemen ideolojisini deşifre etmek demektir. Robin Hood, 12. yüzyılda sözlü anlatım geleneğiyle ortaya çıkmasından bu yana, her çağda farklı bir maske takmıştır. Ancak bu maskelerin altında, aynı bir gerçeklik yer almıştır: Muhalif enerji, sistem tarafından sürekli olarak absorbe edilmiş, estetikleştirilmiş, soyutlaştırılmış ve sonunda paraya tahvil edilmiştir. Bu makale, Robin Hood efsanesinin bu yolculuğunu takip ederken, aynı zamanda muhalif kültürel figürlerin dönüşümünün bir termodinamik yasası olduğunu iddia etmektedir. Sistemi yok edemeyeceğimiz için, hatta sistem onu her saldırısı karşısında güçlendireceği için, direncin son kapısı—paradoksal olarak—fiziksel yasalardır. Elektrik kesilir, çip krizi yaşanır, nehirler kurur. Entropi artar ve sistem, kültürel manipülasyonlarını başarıyla sürdüremez. BÖLÜM I: ROBIN HOOD'UN ORİJİNAL TORTUSu VE "SISTEM-DIŞI" MUHALEFET A. Ortaçağ Efsanesinin Sınıfsal Temellendirilmesi Robin Hood'un
Felsefe
"Hikâye, geçmiş değildir." - Jacques Lacan Lacan'ın bu formülü, psikanalizin zamansallık eksenenini sorunsallaştıran ve geçmişe ilişkin anlayışını özetleyen en önemli ifadelerden biridir. Bu cümle ilk bakışta paradoksal görünür. Çünkü gündelik dilde hikaye ile geçmiş neredeyse eş anlamlı kabul edilir. Oysa Lacan burada tam tersini söylemektedir: Geçmiş ile hikaye aynı şey değildir. Bu formül özellikle _*Séminaire I, Les Écrits techniques de Freud*_ (1954) bağlamında söylenir. Lacan burada Freud'un tedavi anlayışını postfreudyenlerden kurtarmak için onu yeniden okumaktadır. Tartıştığı temel soru şudur: Psikanaliz geçmişte gerçekten ne olduğunu ortaya çıkarmaya çalışan bir arkeoloji midir? Lacan'ın cevabı hayırdır. Analiz, geçmiş olayların nesnel bir envanterini çıkarmaya çalışmaz. Çünkü özne için belirleyici olan şey, geçmişte ne yaşandığı değil, bugün o yaşananlara hangi anlamın verildiğidir. Başka bir ifadeyle, olay ile olayın özne tarafından tarihselleştirilmesi aynı şey değildir. Bu nedenle Lacan şöyle der: "Tarih geçmiş değildir. Tarih, geçmişin şimdi içinde tarihselleştirilmiş halidir." ( _*L'histoire, ce n'est pas le passé ; l'histoire, c'est le passé dans le sens où il est historicisé dans le présent.*_ ) Burada Freud'un _*Nachträglichkeit*_ (après-coup / sonradan-etkililik) kavramı devreye girer. Bir olay yaşandığı anda belirli bir anlam taşımayabilir. Hatta sıradan ve önemsiz görünebilir. Ancak yıllar sonra özne başka gösterenlerle karşılaştığında, aynı olay bambaşka bir anlam kazanabilir. Olay değişmez; fakat olayın öznenin tarihindeki yeri değişir. Örneğin çocuklukta yaşanan bir sahne, o anda hiçbir önem taşımamış olabilir. Ancak ergenlikte veya yetişkinlikte, okuma ve kartellerde psikoseksüel gelişim aşamaları üzerinden sık anlattığım üzere, aynı
Psikoloji
Nevrozda Lacancı bir yorumlama doktrinine sahibiz. Yorumlama, söylenenin başka bir okuması olmalıdır. Muğlaklık içeren ve bu nedenle anlama aykırı olan bir okuma. Lacan'a göre anlam, semptomu besleyen şeydir. - Geneviève Nusinovici Nevrozda Lacancı yorumlama doktrini, öznenin onun söyleminde işleyen göstereni ortaya çıkarmayı hedefler. Bu nedenle yorum, söylenenin doğrulanması veya açıklanması değildir. Yorum, söylenene alternatif bir okuma önerir; ancak bu okuma, yeni bir anlam üretmek için değil, mevcut anlamın bütünlüğünü sarsmak için devreye girer. Lacan'ın yorum anlayışı, klasik psikolojinin veya hermenötiğin yorum anlayışından ayrılır. Klasik yaklaşımda yorum, gizli anlamı ortaya çıkarmayı amaçlar. Lacan'da ise yorum, anlamın çoğalmasını değil, anlamın tökezlemesini hedefler. Çünkü nevrotik özne zaten semptomunu anlamlarla örmektedir. Semptom, örneğin depresyonda gördüğümüz üzere, yalnızca acı veren bir oluşum değil, aynı zamanda öznenin jouissance'ını düzenleyen kapalı bir örgüdür. Bu nedenle Lacan, semptomun çözülmesinin her zaman daha fazla anlam üretmekle gerçekleşmeyeceğini söyler. Aksine, anlamın kendisi çoğu zaman semptomu ayakta tutan unsurdur. Öznenin sürekli olarak kendisine açıklamalar üretmesi, yaşadıklarını neden-sonuç ilişkileri içinde düzenlemesi ve her şeyi anlamlandırmaya çalışması, semptomun etrafında yeni gösteren katmanları örer. Bu bakımdan anlam, semptomun panzehiri olmaktan çok, onun besinidir. Lacancı yorum, çoğu zaman muğlaklık, eşseslilik (équivoque), kelime oyunu veya beklenmedik bir gösteren bağlantısı biçiminde ortaya çıkar. Amaç özneye yeni bir bilgi vermek değil, onun söylemindeki gösteren zincirinde bir kesinti yaratmaktır. Yorumun etkisi, öznenin "Şimdi anladım" demesinden çok, "Bu ne demek?" sorusuyla karşı karşıya