Kalabalık ve turistik bir şehirde bir avuç cemaatin camilere girip çıkması, Çin açısından sorun değil gibi görünüyordu. Urumçi'de serbest bırakılan namaz.sıra Hoten gibi tarihi, siyasi ve dini derinliği olan bir şehre geldiğindeyse en kaba ve militarist yöntemlerle engelleniyordu. Urumçide kıldığımız namazın kimseye bir zararı yoktu, ama Kaşgar'ın odağını bir caminin teşkil etmesi istenmiyordu. Urumçide camiden camiye koşabilirdik, ama Gulcada tek bir vakit namaz kılacak bir mekân bulunamıyordu. Urumçi'de camilerin fotoğraflarını dilediğimiz gibi çekebilirdik, ama Yarkent'te kapısından içeri bakmamıza bile müsaade yoktu... Urumçi'yi gördükten sonra, sadece Urumçi'ye bakarak yapılacak Doğu Türkistan yorumlarının ne kadar yanıltıcı olacağını da net bir şekilde fark ettim. Mesela Hoten'de cuma namazı kılamamak yerine, Urumçi'deki bir camide cuma namazı kılabilseydim, tabloyu bambaşka şekilde değerlendirecektim, bazı önemli ayrıntılar gözümden kaçacaktı. Hatta o zaman, Urumçi'deki bazı camilerde asılı gördüğüm Xi Jinping'in Uygurlarla sohbet ederken çekilmiş fotoğraflarına bile farklı bir gözle bakacaktım. Zaman zaman, Çin devletinin organize ettiği resmi gezilerle Urumçi'ye gelen ve kendilerine sadece belli noktalar gösterilen Türk gazeteci ve yazarların düşürüldüğü tuzak tam olarak burası: Kısa bir cami ziyareti, sokaklarda neşeli bir tur, lezzetli bir kebap sofrası, sonra da gelsin "Urumçi'ye gittim. Batı medyasında anlatıldığı gibi bir baskıya şahit olmadım. Camiler açıktı, sokaklar dopdoluydu, insanlar çok mutluydu" şeklinde sözde analizler, gözlemler, yorumlar...
Sayfa 212·Kitabı okudu
Oğuz —> Türkmen
Bilhassa ticari münasebetler sebebi işe 10.yüzyıldan itibaren yayılmaya başladığını bildiğimiz İslamlığın, 11.yüzyılda Oğuzlardan ezici çoğunluğunun dini hâline geldiği görülüyor. Bunun sonucunda Oğuzlara XI. yüzyılda Türkmen adı verilmiştir ki, bu ad aşağı yukarı iki asır sonra her yerde Oğuz’un yerini almış ve Oğuz sözü destanlar ile hatıraları yaşatılan ataların adı olarak Türkmenler arasında uzun müddet yaşamıştır.
Reklam
Pius XI drafted the encyclical Mit brennender Sorge (“With Deep Anxiety”). It was the first major church document to criticize Nazism. Smuggled into Germany, it was read on Palm Sunday from every Catholic pulpit—before a single copy had fallen into Nazi hands. As Richard Pierard explains, the encyclical protested the oppression of the church and called on Catholics to resist the idolatrous cult of race and state, to stand against the perversion of Christian doctrines and morality, and to maintain their loyalty to Christ, his church, and Rome. Hitler reacted furiously at first, but then decided to avoid a break with Rome by treating the encyclical with silence. Knowing that he had the support of the German Catholic laypeople, Hitler simply stepped up the pressure on the churches to eliminate the possibility of organized resistance.
Mahlûkâtın En Şerlileri
Hadis-i şerîfte buyrulur: "İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, bütün endişe ve gayretleri karınları (mîde ve şehvetleri) için olacaktır, şerefleri, mallarıyla ölçülecektir; kıbleleri (fâsık ve fâcir) kadınlar olacaktır; dinleri de dirhem ve dinarları olacaktır. İşte onlar mahlûkâtın en şerlileridir. Onların Allah katında hiçbir nasipleri yoktur." (Ali el-Müttakî, Kenzü'l-Ummal, XI, 192/31186)
Sayfa 96 - Erkam Yayınları, İstanbul - 1434 / 2013·Kitabı okudu
Hadîs-i Şerif
Müslüman oldular ve Türkmen olarak adlandırıldılar
XI.Yüzyılın Oğuz-Türkmen toplumu , boy kabile özellikleri taşıyan erken feodal toplum yapısına sahipti
Sayfa 153·Kitabı okudu
Türkler, kendi ülkülerine niçin "Kızılelma" demiştir, bunun sebebini bilmiyoruz. Yalnız bu addaki saflık ve tabiîlik, Türk ülküsünün çok eski olduğunu göstermek bakımından manâlıdır. Kızılelma adı, ülkünün, aydınlar-dan önce halk arasında doğduğunu gösterse gerektir. Kızılelma ülküsü, Osmanlıların parlak çağlarında iyice belirip şekillenmiş ve konak konak, Türk büyüklü-ğünün, yükseklik fikrinin, ilâhî bir gayenin timsali haline gelmiştir. Bu büyük düşünce olmasaydı, XI. yüzyılda Anadolu'ya gelen, ençok bir milyon Türk, Bizans'ın Asya ve Avrupa'daki topraklarında rastladıkları diğer Türklerin birkaç tümenlik Hıristiyanlaşmış döküntüleri-nin yardımı ile de olsa, bu dünya çapındaki devleti kurup dört kıta (dördüncüsü Okyanusya'dır) üzerindeki teşki-lât ve medeniyet şaheserlerini yaratamazlardı.
Sayfa 194 - Kızılelma, 1947, Sayı 1·Kitabı okudu
Reklam
Reklam