Türkçenin Söz Varlığı
Puan vermedi·256 syf.··
2025 1. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 19 Ekim 2025 16:31
Bir proje kapsamında ‘ödev’ olarak verilen bu kitabı okumak beni çok yordu. Okurken dikkat gerektiren, önemli yerleri gözden kaçırmamak gereken bir kitaptı. Özetini çıkarmam gerektiği için, incelemeden ziyade bende buraya özetini bırakacağım. Yazar Prof. Dr. Doğan AKSAN bu eseri ile bu alanda araştırma yapacak olan ya da bu alan ile ilgili ilgili olacak olanlara harika bir kaynak kitap yazdığını belirtmek isterim. Türk dilinin zenginliğini ve derinliğini keşfetmek isteyenler için önemli bir başvuru niteliğinde kaynaktır. Aksan, Türkçenin söz varlığını analiz ederken dilin geçmişten günümüze nasıl everildiğini, kökenlerini ve dilsel zenginliğini keşfeder. Aksan, Türkçenin tarihsel süreç içerisindeki değişimlerini ve bu değişimlerin toplumsal, kültürel ve coğrafi etkilerini de inceler. Aksan, bu eserinde Türk dilinin dönemsel evrimini, yabancı dil etkilerini, kelime türetme süreçlerini ve dildeki farklı lehçeleri tartışarak, okuyucusuna Türkçenin dilbilimsel yapısına derin bir bakış açısı sunar. Hangi kısmını eklemesem üzüleceğim ancak Türk dinin söz bilimleriyle ilgili gözlemler ve saptamalarını başlık başlık değinmeye çalışacağım. KÖKTÜRKÇENİN SÖZ VARLIĞI Türkçenin elimizde bulunan en eski yazılı kaynağı Köktürk yazıtlarıdır. VIII. ‘da yazılmıştır. Köktürk yazıtlarında saptanan özellikler şöyledir; -Türkçenin eldeki bu en eski ürünleri tek tek 900 kadar sözcüğü içeren, konuları sınırlı yazıtlar olduğu halde yalnız somut kavramlar açısından değil, soyut kavramlar açısından da zengin bir dil niteliği göstermektedir -Yazıtlarda görülen ve bizim “ileri öğeler” olarak adlandırdığımız kimi sözcükler, yazıtlarda geçmeyen, ancak o dönemde yaşadığı anlaşılan kimi sözcüklerin varlığını ortaya koymaktadır. -Türkçenin ilginç bir özelliği olan ikilemelerin o dönemde de çok yaygın
Türkçenin SözvarlığıDoğan Aksan · Bilgi Yayınevi · 2015103 okunma
10/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2025 326. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 12 Temmuz 2025 00:00
"20" "Bir insanı yaşayan, nefes alan biri olarak tanımasa bile otopsi sırasında görmek fazlasıyla zor bir şeydi." Korkunç bir cinayet zinciri, travmatik geçmişler, karmaşık ilişkiler ve durmaksızın işleyen bir geri sayım… Birbiri ardına işlenen beş cinayet ve her bir kurbanın başında yer alan sayılar… Başta anlamsız gibi görünen bu detay, kısa sürede tekinsiz bir gerçeği ortaya çıkarıyor: Bu bir geri sayım. Baş Dedektif Adam Bishop, bugüne kadar birçok suç mahallini görmüş olabilir fakat bu vaka hiçbirine benzemiyor. Katil âdeta zamanla yarışıyor ve her cinayet, yaklaşan bir sonun habercisi gibi... DCI Adam Bishop, terk edilmiş bir şantiye alanında bulunan cinayet mahallini incelemeye gelir. Beş cesedin her birinin üzerinde, spray boyayla yapılmış Roma rakamları—XVI, XV, XIV, XIII, XII—mevcuttur. Bu rakamlar, yakın bir zamanda gerçekleşecek öldürücü bir geri sayımı işaret eder. Olayın karmaşıklığını artıran bir diğer unsur da, adli psikolog Dr. Romilly Cole’un vakayla ilgilenmesi olur. Romilly, tam 25 yıl önce yaşanmış travmatik bir geçmişe dair anılarıyla yüzleşmek zorunda kalır—babası tarafından gerçekleştirilen korkunç cinayetlerle ilgili ipuçları gün yüzüne çıkmıştır. Dosyanın seyri, adli psikolog Dr. Romilly Cole’un da bu vakaya dahil olmasını gerektiriyor. Ancak bu, onun için sadece bir profesyonel görev değil. Çünkü olaylar, geçmişte yaşadığı derin bir travmanın izlerini yeniden gün yüzüne çıkarıyor. Üstelik Adam ve Romilly’nin geçmişi, sadece bir iş ilişkisiyle sınırlı değil. Aralarında kalan duygular, yüzleşilmemiş hesaplar ve yarım kalmış cümleler, katili bulma yolunda büyük bir sınav haline geliyor. Her yeni cinayet, Bishop ve Romilly’yi geçmişte kapanmamış bir dosyaya götürüyor. Katilin yöntemi, seçtiği kurbanlar ve geride bıraktığı şifreler,
Edebiyat
20Sam Holland · Yediveren Yayınları · 202562 okunma
Reklam
Kültepe Tabletleri
8/10
·174 syf.·
2023 44. kitabı
Tarafımdan oluşturulmuş bu yorumun bütün hakları kitapyurdu.com’a aittir İnsanların topluluk halinde yeryüzünde kendilerini göstermelerinden itibaren sınırların oluştuğu bilinir. Hudutlar yeni problemleri beraberinde getirir. Artık, bölgelerin paylaşımı için ortaya çıkması olası bir çatışma durumu söz konusudur. Bununla beraber sınır ve çatışma derken, insanlıkla yaşıt olan savaşların tarihi başlar. Mücadelesiyle karşı tarafa taleplerini dikte etmek isteyenlerin sert ve pervasız hallerini yumuşatmak da öyle kolay değildir. Ama Yunus Emre’nin dizelerinde olduğu tarzda bir sonuç da mümkündür: “Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı/ Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz”. İşte tam Bizim Yunus’un bahsettiği yerde araya “söz” yani “diplomasi” girer. Bu noktadan sonra iş kılınca değil, kaleme düşer. Kalemin yazmaya başladığı ilk günden itibaren diplomasinin hikayesi başlar. Bunu nereden mi biliyoruz? Şöyle ki Tolga Bilener ve Efe Sıvış, bundan üç bin küsur yıl önce yazılmış Kültepe tabletlerini diplomatik olarak yorumlar ve ortaya çıkan bilgiler diplomasinin öyküsünü başlatmakla beraber fazlasıyla şaşırtıcıdır. Üstelik tarih literatürümüzde kemikleşmiş bir bilgi de eser sayesinde revize olur. Malum bilinen ilk yazılı antlaşmanın MÖ XIII. yüzyılın başında imzalanan Kadeş Barışı olduğu neredeyse her tarih kitabında zikredilir. Fakat tarihçinin kaba kalıpları yazı, kâğıt ve imzanın bir araya gelen bileşimin iki büyük devlet (Mısır ve Hitit) tarafından onaylanmasını antlaşma olarak kabul eder. Peki Kadeş’e kadarki devlet yapılarının aralarında yaptıklarını kil tabletlere nakış nakış işledikleri sözleşmelerin nasıl nitelenmesi lazım? İşte bahsedeceğimiz kitap, bu soruya cevap ararken Kadeş’in öncesinde yapılan antlaşmaların diplomatik olarak ispatına uğraşır. Eserde
Eski Çağ Tarihi