9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2017 34. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 02 Eylül 2017 00:00
Mussolini’nin 1926-1937 yılları arasında hapiste tuttuğu İtalyan Markisist, gazeteci, eylemci, siyaset felsefecisi Antonio Gramsci, “Hapishane Defterleri” adlı kitabında öğretmenler, papazlar ve idareciler gibi “geleneksel” entelektüellerden bir de iktidarla, belli başlı kuruluşlarla, denetim gücü elde etmek isteyen sınıflarla bağlantılı ve onlara çıkar sağlayan “organik” entelektüeller olarak entelektüelleri iki sınıfa ayırır. Gramsci organik entelektüele ilişkin olarak şöyle der: “Kapitalist girişimci kendisiyle birlikte sanayi teknisyenini, ekonomi politik uzmanını, yeni bir kültürün, yeni bir hukuk sisteminin oluşturucularını vb. yaratır.” Bir deterjan ya da havayolu şirketinin pazardan daha fazla pay kapmasını sağlamak için teknikler geliştiren günümüz reklamcısı ya da halkla ilikler uzmanı, demokratik toplumda olası müşterilerin rızasını kazanmaya, tüketicinin ya da seçmenin düşüncelerini yönlendirmeye çalışan biri, Gramsci’ye göre organik entelektüeldir. Memleketimizde Gramsci’nin tanımladığı bu tipler cirit atmaktadır. Bir zamanlar ait olduğu televizyon kanalının yayın politikası gereği iktidara karşı sıkı muhalefet pozlarına giren “jöleli arkadaş”ın sonradan “yıkama-yağlama” konusunda mahir bir noktaya evrilmesi Gramsci’nin tanımlamasını anımsatmaktadır. Julien Benda’nın “Aydınların İhaneti” kitabında entelektüelleri insanlığın vicdanı olan oldukça yetenekli, ahlaki donanımları gelişkin filozof krallardan oluşan bir avuç insan olarak tanımlaması ise kelimeye yüklenen müspet bir anlamı ön plana çıkarmaktadır. Benda’nın kitabı ilkelerini çiğneyen entelektüellere zehir zemberek bir saldırı olarak telakki edilse bile ideali tespit ve temyiz noktasında önemli bilgiler sunmaktadır. Benda’nın verdiği örneklerden entelektüelin dünyadan tamamen elini eteğini
EntelektüelEdward Said · Ayrıntı Yayınları · 20111,189 okunma
Kamuya Ders Kitabı
Puan vermedi·512 syf.··
2026 16. kitabı
Muhtemelen uzun ve oldukça kişisel bir inceleme yazısı olacak. Siddhartha Mukherjee gerçekten çok iyi bir hikaye anlatıcısıdır. Bu hikayelerini de iki ana örgü (bazen üç ana örgü) ile bize sunuyor. Bir hiyerarşi barındırmadan dilin imkanları çerçevesinde birinci ve ikinci demek durumunda kalacağım lakin; bu durum bir beğeni ya da önem farkına benim açımdan işaret etmeyecektir. Birinci olarak bilimsel bilginin günümüze nasıl geldiğinin anlatıcılığında çok kıymetli bir iş yapıyor Siddhartha. Kitabın içindeki her başlığın akademik yazındaki ilk noktasından günümüzdeki bilgi birikimine ulaşana kadar emek sarf eden her bir bilim insanına işaret ediyor ve okuyucuyu da bu kümülatif bilgi artışında aktif bir izleyici olarak ağırlıyor. Diğer kısım ise okuyucu çektiği duygusal sayfalardır. Bir ders kitabı okurken okuyucu kendisini adı-sanı bilinen bir hastanın yanında Siddhartha'nın odasında şikayet dinlerken buluyor ya da hekim ile birlikte çare ararken... Aslında bu durum da duygusuz akademik bilginin omuzlarında yükselen romantize edilmiş güçlü beyaz önlüklülerin yükselmesine yol açıyor. Hastayı kurtarabilecek olan bilim insanları ya da hekimler... Örgüdeki bir üçüncü kısım ise çok daha nadir de olsa önemli yerlerde Siddhartha'nın kendisidir. Onun duyguları, boş yollarda yürüyüşleri ya da kişisel aile işlerine dair satırlar. Yani, bu kitabın yazarı da bir insan olarak ve okuyucusuyla insani ilişki kurmaya devam ediyor. Buraya kadar olan kısım kitabın nasıl kurgulandığı ile alakalı olsun. Devamı içinde Siddhartha taktiği kullanalım, durup durup farklı konulara sekelim. *** Siddhartha bilimsel olarak anlaşılması zor konuları berraklaştırmada gerçekten iyi bir iş çıkarıyor. Tabii ki, bu yorum taraflıdır. Ben bu kitabın muhtevasındaki her bilgiyi en azından bir kaç kere ders
Hücrenin Şarkısı: Dönüşen Tıp ve Yeni İnsanSiddhartha Mukherjee · Domingo Yayınevi · 202437 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
7/10
·119 syf.··
2026 53. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2026 00:00
Bu eserin esasında yazılma amacı, Avcı Mehmet döneminde Osmanlı Devleti’nin Fransa’ya gönderdiği elçi Süleyman Ağa’nın ihtişama, gösterişe, lükse düşkünlüğüdür. XIV. Louis, Moliere’e yeni piyesinde bu gösteriş ve sonradan görmeliği kaleme almasını istemiş ve bu komedi ortaya çıkmıştır. Kibarlık Budalası, sınıfsal özentinin ve insanın kendi doğasına yabancılaşmasının en keskin komedilerinden biri. Başkarakter Mösyö Jourdain üzerinden yürütülen o naif ama gülünç soyluluk arayışı ve Moliere’in toplumsal hiyerarşideki ikiyüzlülüğü ustalıkla işleyişi o kadar kuvvetli ki âdeta hayran kaldım. Moliere’in üslubu, sadece güldürmeyi amaçlayan yüzeysel bir komedi anlayışının çok ötesinde; o, gündelik dili ve diyalogları öyle kıvrak, öyle iğneleyici bir ritimle kurguluyor ki karakterlerin düştüğü trajikomik durumların yaşanmış olduğu gerçeğini doğruluyor. Bu eseri umarım yakın zamanda sahnede izleme fırsatı bulabilirim.
Kibarlık BudalasıMolière · Kapra Yayıncılık · 20226,9bin okunma
8/10
·110 syf.··
2026 17. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 18:14
osmanlı'da köprülüler dönemi, fransa'da kral xiv. louis dönemi yaşanıyorken müteferrika süleyman ağa paris elçisi olarak görevlendirilip iv. mehmet'ten xiv. louis'e bir mektup götürmesi isteniyor. süleyman ağa mektubu sunmak için gittiğinde saint germen şatosu'nun girişi olağanüstü süsleniyor. kral gümüş tahtına oturmuş, parıltılı elmaslarla dolu tacı göz alıyor. fakat süleyman ağa ve beraberinde giden görevliler kralın süslemelerine karşı muhteşem bir kayıtsızlık gösteriyorlar. hatta süleyman ağa fransız kralının huzurunda, osmanlı sultanının sarayının, kendine güneş kral ismini uygun gören xiv. louis'in sarayından kat kat güzel olduğunu, sultan iv. mehmet'in bindiği atın eyerinde bile kralın tacındakilerden daha büyük ve daha değerli elmaslar olduğunu söyleyerek fransızlar arasında bir skandala sebep oluyor. bu olay fransa'da çok yayılınca kral xiv. louis, moliere'den o günkü saygısızlığı yeni piyesinde vurgulamasını özellikle rica ediyor, böylece intikam almayı hedefliyor ve ortaya kibarlık budalası çıkıyor. moliere'in bu piyesi özellikle süleyman ağa üzerine düzenlenmiş olup piyesin bir yerinde “bu adamın çok gösterişli bir maiyeti vardı. hemen herkes kendisini görmeye gitmiş, bu memlekette önemli bir kişi olarak kabul edilmişti” deniyor ki bu kişinin müteferrika süleyman ağa olduğuna şüphe yoktur. süleyman ağa'nın bu piyesin sahnelenmesinin ardından üzüntüden hastalandığı söylenir. ayrıca bu kitabı,‘efendilik, şarkiyatçılık, kölelik’ kitabında jale parla’nın tavsiyesiyle okudum. Birkaç saatte okunabilecek bir kitap.
Kibarlık BudalasıMolière · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20236,9bin okunma
10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
Çiçeği burnunda Sadrazam Fazıl Ahmet Paşa'nın rüştünü ispatlamak için çıktığı bu seferden galip çıkması, Köprülü “hanedanı”nın yerini en az 20 sene tahkim etti. Kitap, serinin diğer kitapları gibi kuşatma stratejileri, taktikleri, yol güzergahı vs hakkında detaylı bilgi veriyor. Ayrıca Köprülüler dönemi serhat siyasetini de dönemin müverrihlerini de kullanarak gayet güzel özetliyor. Bu seferin aslında Beç yani Viyana seferi olduğunu da Evliya’yı referans vererek bildiriyor. Kalenin düşmesi, Nemçe için ağır bir yenilgi olsa da bir sene sonra Saint-Gotthard muharebesinde bunun öcünü nispeten almaları ama batıdaki XIV. Louis tehdidi yüzünden avantajlı konumlarını kullanamayıp Vasvar’a razı olduklarını anlatıyor yazar. Kuşatma serisinin diğer kitaplarında bahsetmeyi unuttuğum şeyi burada ikmal edeyim bu arada. Görsel tarafı muazzam serinin, barkod okutarak kalelerin 3 boyutlu tasarımını izlemek mümkün. Zaten bu modellemeyi kullanarak Şakul, hangi tabyaya ne kadar humbara atıldığını daha iyi gözlemlediğini ve kaynakları daha iyi analiz edebildiğini söylüyor. Kısaca Osmanlı askerî tarihi içinde harikulade bir kitap serisi. Kandiye’yi de bekliyorum.
Uyvar KuşatmasıKahraman Şakul · Timaş Yayınları · 202117 okunma
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
IV. Mehmet’i geçtim Hatice Turhan Sultan sefere çıkıyor! Bu kadar güçlü bir kalenin düşmesi Leh tarafındaki anlaşmazlık -Leh kralı ve kale komutanı Sobieski arasında- sayesinde vuku buluyor. Yoksa Viyana bozgunu sonrası Sobieski yıllarca kuşatmasına rağmen bu kaleyi düşüremedi. Ama 1672 yılındaki kuşatmada Osmanlılar kaleyi yalnızca 10 gün içinde düşürdü! Köprülüler devrinde Osmanlıların kale cenginde ne denli becerikli olduğunu bu kuşatma serisinden görmek mümkün. Zaten dönemin savaş usulü büyük meydan muharebeleri değil, kale kuşatmalarıdır. Louis XIV de saltanatını kale kuşatmaları ile geçiriyor ki aynı yıllardır.
Kamaniçe KuşatmasıKahraman Şakul · Timaş Yayınları · 202115 okunma