Medeniyet dediğimiz şey aslında ne kadar sağlam?
Kitabı okurken bunu düşünüp durdum. Görünen o ki pek sağlam değilmiş.
Kitap 2073 yılında geçiyor. Dünyanın sonu gelmiş. Medeniyet yerle bir olmuş, insanlar tekrar taş devrine dönmüş. Nedenini şöyle açıklayayım; bir virüs geliyor, gıcır gıcır uygarlığımız iki haftada pert .
Anlatıcı olan yaşlı adam(eskiden profmuş) toplamış torunlarını etrafına, bizim zamanımızda şu vardı bu vardı anlatıyor. Torunlar da dayı uydurma modunda takılıyorlar, haklılar da, yaşadıkları yeni dünya yontma taş devrinin açık hava müzesine eş değer.
Hikayenin bu kısmı oku geç şeklinde, asıl olay Jack London’un bu kitabı 1912’de yazması. Adam yazdıkları ile 100 yıl sonraya resmen kehanet bırakmış. Okurken karantina zamanlarını hatırlattı, dümdüz o zamanları tekrar yaşadım hatta.
İki hafta kapanıyor diye alaya alıyorduk bir yıl evden çıkamadık.
Adamım insanlığı bayağı net çözmüş.
“Sistem güçlü değil, sadece düzenli gibi görünüyor. Panik anında herkes canını kurtarmaya bakar. Bilim de, yasa da, ahlak da çöker.” Kitap boyunca da bunu yaşatıyor zaten. Salgın başladığında millet markete değil, birbirine saldırıyor. Nerede medeniyet?
Dili biraz klasik, sonuçta 100 yılı devirmiş bir metin. Ama anlatmak istediği şey çok tanıdık; Medeniyet kalın bir duvar değil, ince bir cam. Kırıldığında herkes ilkelliğine geri dönüyor. Biz 2020’de Netflix izlerken bunu hafif hissettik. Kızıl Veba ise ağırdan vuruyor.
Şöyle tamamlayayım; Kızıl Vebayı okurken insanlık tarihinin nasıl karambole ilerlediğini izliyorsunuz. Çünkü sistem dediğimiz safsata 3 gün elektrikler gitse yerle bir oluyor zaten.
Okunur mu? Evet. Ama aksiyon beklentisiyle çalmayın kapıyı boş dönersiniz, daha çok bol sorgulamalı, altını çizdiğiniz yerleri okuyup okuyup duvara bakmalık bir kitap.
Biraz