Kral XV Louis'ye suikast girişiminde bulunmak suçundan halka açık bir şekilde dörde bölünme cezasına çarptırılmıştı. Karar şöyleydi:
Darağacının kurulacağı Place de Greve'e götürülecek; göğsünden, kollarından, bacaklarından ve butlarından kızgın demir
kıskaçla etler koparılacak; öldürme teşebbüsünde bıçağı tuttuğu eli sülfürle yakılacak ve etinin yüzüldüğü yerlere eritilmiş kurşun, kızgın yağ, reçine, mum ve sülfür karışımı dökülecek; ardından bedeni dört at vasıtasıyla bölünecek; parçalar kül olana kadar yakılacak ve küller rüzgara bırakılacaktır.
I
rüknettin’in aynalarda ağladığı kadar var.
bir mevsimin kıyısından tutarsan rüknettin
kurak ovalara yağmurlar yağar,
ayak bileklerinden kavrarsan bir harfi,
kalbin şiir olup vadilerini sular.
senin de vadilerin vardır rüknettin!
kehanetler kurarsın, yağmalarsın kendini
kurtarıp o yangında ilk önce kalbini
niyedir, aynalarda azalır sesin.
II
doktorum
ben bu kalbimi sarınır örtünürüm
kış gecelerinde o nu yakar ısınırım
üşürsem helak olacağımdan korkarım.
doktorum
gayya kuyusuna inmek istemem
bana bir ip uzat, yağmurlar istemem
aynaları kırarım,suretimi istemem
mevsimler dönedursun, bu dünyayı istemem
yalnız Allah’ı anmak isterim
ben Allah’ı isterim.
III
Bu tür ırkçı açıklamalara karşı çıkıyorsak bunları yalnızca iğrenç bulduğumuzdan değil, aynı zamanda yanlış olduklarındandır. İnsanlar arasındaki teknolojik farklılıklarla paralellik gösteren zekâ farklılıklarının varlığına dair elimizde sağlam kanıt yok. Aslında biraz sonra açıklayacağım gibi çağımızda "Yontma Taş Çağı'nı" yayan halklar ortalama olarak belki de sanayileşmiş halklardan zekâ bakımından geri olmak şöyle dursun daha ileri. Size tuhaf gelecek ama, Avustralya'ya gelen beyaz göçmenlerin yukarıda sözü edilen öteki üstünlüklere sahip okuryazar bir sanayi toplumu kurmuş olma onurunun kendilerine verilmesini hak etmediklerini XV. Bölüm'de göreceğiz. Ayrıca yakın zamanlara kadar -Avustralya ve Yeni Gine yerlileri gibi-teknolojik açıdan ilkel kalmış halklar, kendilerine fırsat tanındığında sanayi teknolojilerini genellikle çok iyi öğreniyorlar.
Gönül Anadolu'da Yunus Emre'nin
Taşdın yine deli gönül
Sular gibi çağlar mısın
gibi mısralarıyla şahlanır ,
Ondan sonra , sesi fazla değişmez
Bâzan " bu göynüm "
diyenlerin söyleyişiyle başkalaşsa da kesin notasını Anadolu'da bulmuş olmanın gönül ferahlığıyla yaşar.O kadar ki biri çıksa da bir
Gönül şiirleri Antolojisi yapsa, bu kitapta Türkçenin nice zengin ve güzel şiirleri toplanır .Hatta XV asırda
İstanbul fatihi ,sultan ikinci Mehmed
'in de katıldığı bir gönül şiirleri yarışması olmuş , fethedilen ülkeler , yıllarca ,bu şiirlerin:
Gönül ey vay gönül ,
Vay gönül eyvâh gönül
diye tekrarlanan mısralarıyla âhenkli,
murabba'ları ,( şarkıları )
İle dolmuştur
Bugün ən böyük yəhudi şəhəri Nyu-Yorkdur. XV əsrdən sonra Osmanlı şəhərləri o vəzifəni icra etmiş, yəni İspaniya və İtaliyadan qovulan yəhudilər Səlanik, İzmir və İstanbula gəlmiş, məskunlaşdıqları ən böyük şəhər isə Səlanik olmuşdur.