Hikaye aslında çok kısa gibi duruyor; XV. Louis döneminde koskoca Fransa’yı parmağında oynatan bir kadının, bir anda gözden düşüp taşraya sürülmesini anlatıyor... Ama Zweig işte, basit bir konuyu alıp öyle bir işliyor ki... Madame ın,Paris’in o süslü, dedikodulu dünyasından kopunca resmen sudan çıkmış balığa döndüğünü görüyoruz hikayede. Fakat kibri o kadar büyük ki, yalnızlığıyla, kendi içindeki o koca boşlukla asla yüzleşemiyor. Sırf etrafında onu alkışlayan, ona dalkavukluk eden insanlar yok diye yavaş yavaş delirmeye başlıyor kadın...Okurken hem kadına çok kızdım, hem de acayip üzüldüm. (böyle hissettirmesi de Zweig’ın büyüklüğü bence). İnsan düşünmeden edemiyor; günümüzde de bugün sosyal medyada beğeni almayınca, birileri övmeyince böyle olunmuyor mu?Sanki o dönemdeki saray hayatı neyse, bugünun medyası da oymuş gibi.Neyse daha fazla spoiler vermeyeyim ama tüylerim diken diken oldu resmen.
Zweig okumayan çok şey kaçırır bence...İncelemeyi buraya kadar okuyanlara da tavsiyemdir, hemen alıp okuyun.