:D
"Bir keresinde de azınlıklardan bir kız sevmiş. Kıza deli gibi âşıkmış. Ne var ki, bir huyu Çelebi'yi cileden çıkarıyormuş. Sevişmenin en hareketli anında bile ya tırnaklarının ojesini, ya da tavandaki duvar kâğıtlarının yırtık yerlerini kontrol edermiş." Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil
Denizin Canavarları - Lida Turpeinen
Lida Turpeinen’in Denizin Canavarları romanı, son zamanlarda okuduğum en sıra dışı ve zihnimi fazlasıyla açan kitaplardan biri oldu. Açıkçası elime alırken klasik bir kurgu bekliyordum ama karşılaştığım şey bilimle edebiyatın, biyoloji ve coğrafyanın iç içe geçtiği, inanılmaz derecede özgün ve katmanlı bir anlatıydı. Kitap temelde üç farklı bölüme ayrılıyor ve her birinde nesli tükenme tehlikesiyle yüzleşen ya da tamamen yok olan deniz canlılarının, onların peşindeki araştırmacıların izini sürüyoruz. Beni en çok etkileyen ve yeni bilgiler öğrenmemi sağlayan kısım ise doğa bilimci Steller ve Kaptan Bering’in o zorlu keşif gezisiyle başlayan bölüm oldu; ıssız bir adada hayatta kalma mücadelesi verirken o güne kadar varlığı bilinmeyen devasa bir deniz ineğini keşfetmeleri, ardından bu canlının trajik bir şekilde avlanarak insan eliyle yok ediliş süreci ve kemiklerinin yıllar sonra bir müzede birleştirilme hikayesi gerçekten çok sarsıcıydı. Sayfalar arasında gezinirken Linnaeus’un sınıflandırma sistemlerinden Darwin tartışmalarına, imparatorluk saraylarındaki kemik koleksiyonlarından mitolojik göndermelere kadar pek çok tarihi detayla karşılaşıyorsunuz; yazar tüm bunları hiç sıkmadan, adeta şiirsel ama bir o kadar da ayakları yere basan, çok gerçekçi bir dille aktarıyor. İnsanın merak duygusuyla doğayı nasıl aydınlattığını görürken, aynı zamanda o doymak bilmez hırsıyla canlıları nasıl yok ettiğine şahit olmak, en sonunda da nesli tükenen yüzlerce hayvana sunulan o sessiz saygı duruşunu hissetmek kitaba muazzam bir derinlik katmış. Hem edebi bir lezzet sunan hem de ufkumu genişleten, bittiğinde insanda doğaya karşı derin bir saygı ve hüzün bırakan bu farklı eseri kesinlikle listenize eklemelisiniz.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
“kalbin ya paramparça kırılmak ya da taş gibi katılaşmak zorunda kaldığı bu dünyayı terk ediyorum.” Nicolas Chamfort
Önce Öksürüverdim! - 18'03.26
Öksürüverdim hafiften... -Bölüm 1- Bunca yıldır, içimi dökebileceğim bir tek insan aradım. O insanı ararken de bin tefrikalık öyküler gibi parçalara bölündüm. Hikayelerimin her birini, başkalarına ısmarladım. Başkaları kelimesi sizi gücendirmesin! En nihayetinde birden ziyadesi, başkalarıdır... -Bölüm 2 / Geçmezlerin Geçmişi- 29'.06.2026- Bakınız ki üç ay evvelince yazmaya niyet ettiğim bir döküntüm, mıhlanmış duruyor yukarıda. Bu viranenin gediğini varın siz bulun! Vaktiyle geçmez dediklerimizin -öyle ya da böyle- geçtiğini, hepimiz biliriz. Nöbete duran nefti için o iki saatlik mesai, binlerce asır gibi gelir. Birbirini takip eden sayılı günlere, sayısızmışcasına aldanır. Er başına haksızlık yaftasını yükleyecek de değilim. O bulanık sanrının içindeyken hangi birimiz bu yanılık duruma düşmedik? Bu da geçer huuu! Zikrini ettikse de içimizdeki ses; bu meded yolunu, imanından mı yoksa hızla geçmesini dilediği için mi tercih etti? Sığındı ve güvendiği o öz limana iltica etti? Hasılen "Geçer mi be!" lafzını küçümsemiyorum. Küçümsemiyorum da vakti gelende ve şahlanıp beni uçmağa götürmek için havalandığını düşündüğüm teyyarenin bir başka vakit, karanlıklar içinde, yerden göğe bakarak geçmezlerin geçmişini görünce de duralıyorum. (Cümle uzun mu oldu? Zahmet gösterip bir daha okuyun.) Yeni geçmezlerin içine dalıp "yine geçmez"lerin dileme dolanacağını biliyorum. Biliyorum da her karanlığın ardından bizi ışıkla buluşturan yaradana, ne kadar da az diz çöküyorum! Dipnot: Hazret Ebubekir beni yolda görse dine mi davet ederdi?
Hayatıma girdiyseniz gitmeyin
Herkesin gitmesinden nefret ediyorum. Ne kadar "alıştım" desem de her giden benden bir parça daha alıp gidiyor sanki. İnsan bir süre sonra kimseye bağlanmamayı öğreniyor sanıyor ama olmuyor.Baglandigim bircok insan nedense gitmeyi seçti.Hayatima biri girdiginde ve ben ona bağlandığım da ilk olarak ya o da giderse diye düşünüyorum.Belki de ben fazla abartıyorum,bilmiyorum. Artık kimsenin verdiği sözlere inanmak istemiyorum.Çünkü en çok kirulan ben oluyorum.Ben kaybettiklerime değil, kolayca vazgeçen insanlara kırgınım.Bundan sonra kim giderse gitsin arkasından koşacak olan ben olmayacağım.
Duygu ve Düşünce
Ya tam ortasındasındır ,merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde. Gerçi Amsterdam'da hiç bisiklete de binmedim.