#morsandıktakiyazılar
Kitap Adı: Vezir Gambiti
Yazar adı: Walter Tevis
Çeviri: Kerem Sanatel
Kitap Türü: Roman
Sayfa Sayısı: 321
Bu kitaba da buradaki yerel Kütüphanenin Türkçe kitaplar bölümünde rastladım ve okumak için aldım, yazarı ve kalemini bilmiyordum ve bu yüzden fazla bir beklentim olmadı. Kitap 80'li yılların ikinci yarısında yazılmış ve kahramanımız bir kız çocuğu Elizabeth 8 yaşında öksüz kalıp kimsesiz çocuklar yurduna yolu düşünce orada 4/5 yıl boyunca yaşadığı maceraları okuyorsunuz kitapta.
Yolu nasıl satranç ile kesişiyor, evlat edinilme ardından gelen dünya satranç turnuvularındaki başarıları ve hayata dair yaşadığı zorluklar çok güzel kurgulanıp anlatılmış kitapta
İngilteredeki yurtta, çocukları zaptetmek için onlara verilen sakinleştiricilerle onları nasıl bağımlı hale getirdiklerini okuyunca dehşet içinde kalıyorsunuz.
Satrancı, kaldığı yurtta bir çalışandan öğrenince artık tüm hayatı satranç oluyor Beth'in. Kimse onun bir kız başına dünya şampiyonu olabileceğini ihtimal vermezken, o dünyada gelmiş geçmiş tüm satranç şampiyonlarını onların oynadığı stillerini oynadığı halini öğrenip yenmeyi başarıyor
Kitapta birçok satranç stili anlatılmış bunlardan en ünlüsü Vezir Gambiti ve Sizilya olduğunu okuyorsunuz. Kitabı çok beğendim. Bu kadar spoiler yeter kitaptan birkaç alıntı:
- Elizabeth ne seyahatlerinden ne de satranç turnuvalarındaki edindiği şöhretten kimseciklere bahsettiği yoktu.
- Nihayet dereceli bir oyuncu olmaktan şimdilik memnundu, dünya turnuvaları onu korkutmuyor sadece belirsizlik ve farklı ülkelere gitmek zorunda olması onu biraz endişelendiriyordu.
- Beth'in içinden satrancın güzelliğini övmek geçtiyse de vazgeçti.
- Satranç her zaman rekabete dayalı değildir
-Satranç kimileri için eğlencelik kimileri içinse bir tutku hatta
Benim nezdimde bu kitabın tek kusuru Daren‘e çok az sahne yazmaları ya onlar çok az sahne yazıyor ya da olan sahneler bana yetmedi başka hiçbir kusur bulamıyorum çok sevdim çok beğendim
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kitap, fiziksel bir kuantum teorisinden ziyade, kişisel dönüşümü ve zihniyetteki ani, büyük değişimleri ("sıçramaları") anlatmak için bu kavramı bir metafor olarak kullanıyor. Bilinçaltı, ego savunmaları ve negatif inançların değiştirilmesi gibi konular, kitabın kuantum felsefesini "düşünce gücü ve zihinsel dönüşüm" eksenine oturttuğunu gösteriyor. Yazarın sorgulama tarzı, tamamen bir farkındalık yaratma amacını taşıyor. Yazar, teorik veya didaktik bir dil kullanmak yerine, kendi hayatından örnekler veriyor. Kendi egosunu, korkularını ve bilinçaltındaki negatif inançları samimiyetle itiraf etmesi, okuyucuyla empati kurmasını kolaylaştırıyor. Kuantum sıçramanın ya da kişisel gelişimin bir kerelik bir varış noktası olmadığını, ömür boyu süren bir kendini tanıma süreci olduğunu hatırlatıyor.Kitapta felsefi ve varoluşsal bir altyapıya sahip olmasına rağmen, dili ağırlaştırmadan, herkesin rahatça anlayabileceği akıcı bir anlatım tercih edilmiş. Hûlâsa bu eser insanın modern dünyadaki arayışını, hırslarını ve potansiyelini "yaratıcılık" ve "seçim" ekseninde inceleyen, okuyucuyu kendi hayatındaki kararları ve doyum noktalarını sorgulamaya iten farkındalık odaklı bir yazım olarak karşımıza çıkıyor.
O kadar övgülerle tavsiye edilen kitaptan hüsran dolu sayfalarla çıktım. Ne zaman biticek diye sürekli hızlı okumaya çalıştığım bir kitap oldu. Ya yanlış zamanda okuduğum bir kitap ya da gerçekten benim için yanlış bir kitaptı..
Suzan DefterAyfer Tunç · Can Yayınları · 202520,3bin okunma
dost körpe beyefendi de yine şahane bir çeviriye imza atmış sanki sun tzu reenkarne olmuş bi seri yazayım demiş. hem insan zihni karar verme davranış paterni tanıma gibi daha soyut konuları ele alış ve anlatımı yönünden hem de kurgu ve olayların gidişatı açısından dehşet beğendim dune okumaya başladım. biraz önyargıdan çöl falan biraz da asimov'a öncelik verdiğimden bu kadar gecikti. ama bu neymiş ya! ilk kitabın ortalarındayım ama şimdiden bayıldım. muhtemelen tekrar tekrar okuyacağım serilere bir yenisi daha eklendi.
#kitapyorumu •
İlk kitabı okuduktan sonra bu kitapta beklentim oldukça yüksekti. Bu arada diziyi izleyenler için burada küçük bir not düşmem gerek: Eğer dizinin 2. sezonunu izleyip 'kitabı okumama gerek yok' diye düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz! Kitap ve dizi bu noktada yollarını tamamen ayırıyor. Birbirinden tamamen bağımsız iki farklı kurgu izlemiş ve okumuş oluyorsunuz. Ancak bu durum beni üzmek yerine aksine çok heyecanlandırdı; aynı karakterlerin iki farklı hikâyesine tanıklık etmek, onlara olan bağımı daha da güçlendirdi. İki farklı hikâyeye de ayrı ayrı bağlandım; sanki tek bir hikâye yerine, aynı kadroyla iki farklı film çekilmiş gibiydi. Bu çeşitlilik kitabı benim için daha da özel kıldı. Kitapta bambaşka bir gizemin peşine düşmek harika bir sürpriz oldu. Benim için çok keyifli bir deneyimdi.
Ancak ne yazık ki kitabın yarısına gelene kadar olay örgüsü neredeyse tekdüze devam ettiği için bir nebze de olsa hayal kırıklığına uğradım. Olaylar çözülmeye başladığında kitabın ilk yarısı anlam kazandı ama ilk yarısını atlatmak gerçekten zordu. Ara verdiğim bir dönem bile olmuştu. İlk kitaptaki karakterlerin yokluğu da aşırı derecede hissedildi. Ana karakterin Maeve olacağını biliyordum, ancak diğer karakterlerin kitabın neredeyse yarısından fazlasında görülmeyeceğini düşünmemiştim açıkçası. ''Birimiz yalan söylüyor'' incelemesinde kendisine çok bağlanamadığım için Bronwyn ile ilgili çok fazla bir yorum yapmamıştım, ancak bu kitapta gözlerim onu aradı. Fark etmeden nasıl da bağlamış beni kendine.
Genellikle Maeve, Phoebe ve Knox arasında geçen bir olay örgüsü vardı. Kötü değildi ama mükemmel de diyemem. Kitapta sevmediğim şeylerden birisi Doğruluk mu Cesaret mi oyununun başta ana konu gibi tanıtılıp sonrasında sadece birkaç kez görünmesi. Oyun üzerinden devam etse,