Haydi, biraz da sen tutun rengarenk kanatlı yaban kuşlarının çıkardığı umut rüzgarına.
Memleket Üzerine
Memleket ne dünyaya gözümüzü açtığımız ne de yaşamaya çalıştığımız o yerdir. Memleket ne ana yurdumuz, ne baba ocağımız, ne de içinde yetim gibi yaşadığımız o yaban şehirdir. Uzun yıllar tek başına, ailesinden uzakta yaşamış olanlar, ait olmamanın ne demek olduğunu çok iyi bilir. Ailemizin şehrine gittiğimizde, her yanını bildiğimiz o şehirde hissettiğimiz ve bizi saran yabancılık duygusu nasıl tarif edilir? Bir zamanlar bir olduğumuzla el olmak gibi; her yanını bildiğimizle bir daha birbirimizin olmayacağını bilmek gibi biraz da suçluluk belki. Yaşadığımız şehre döndüğümüzde hissettiğimiz huzur, oraya alışmış olmamızdandır, düzenimizdendir. İkisinde de sevdiklerimiz vardır; mutluluğu da huzuru da, mutsuzluğu da derdi de buluruz. İnsani şeylerin hepsi vardır içlerinde ama ait değilizdir; ayaklarımız yere değmez, aldığımız nefes bizim değilmiş gibidir; her an gidecek bir misafirmişiz gibi hissederiz. Bazen orası tam ama sen ait değilmişsin gibi gelir. Bazen fazlaymışsın, o şehir seni kusuyormuş gibi; bazen kalabalığın içinde kendimizi küçük bir zerre gibi hissederiz. Bazen de büyüğüzdür, sanki o şehre sığamıyormuşuz gibi. Yurdumuz, ülkemiz, vatanımız bellidir ama asıl memleketimiz neresidir? Anladım ki memleket dediğimiz, sevdiğimizin yanıdır. Metropol, küçük şehir, kasaba ya da dağ başındaki küçük bir köy fark etmez. Hepsinin kendine göre zorlukları vardır ama aidiyet hissinin yarattığı boşlukla yaşamayı başarmış olanlar, bu zorluklara da göğüs gerebilirler. Onlar evin dört duvar olmadığını, evin içinde birlikte yaşadıklarımız olduğunu bilirler. İşte şehirler de evler gibidir. Memleket dediğimiz, sevdiğimizin yanıdır. İnsan ilişkilerinde bağ kurabiliriz ama ait olma hissini yaşayamayız. Sevdiğimiz kişiyle sevmek, sevilmek, birlikte mutlu ve huzurlu olmak değil;
Duygu ve Düşünce
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Mezarımı Bilmesinler
Ne bir taş dikilsin başıma, ne bir isim, Rüzgârla savrulsun dünyadaki külim. Beni arayanlar bulmasın yerde, Bir garip kul gibi göçmek isterim. ​Mezarımı bilmesinler, yerim gizli kalsın, Üstümde sadece yaban otları açsın. Ne bir ağıt yansın, ne gözyaşı aksın, Ruhum bu fani zincirden sıyrılsın. ​Toprak örtsün her şeyimi, sessizce yutsun, Dostlar beni sadece dualarda tutsun. Dünyanın yükü dünyada kalsın, Adım da, sanım da burada unutulsun.
Şiir
Bahçıvanlar önce bir bahçe kiraladılar , sonra o bahçeye gelişigüzel çiçek tohumları ektiler. Çok güzel çiçekler filizlendi ama içlerinde yaban otları da vardı. Yaban otlarını sevmediler ,yoldular ama çiçeklerin köklerine zarar da verdiler . Yaban otları bahçeden atıldı . Çoğu soldu . Bir tanesi bahçenin dışında kök salmayı başardı. Yaprakları delik deşikti, solmasını bekliyordu bahçıvanlar . Aynı zamanda güzel çiçeklerine de özen gösterdiler ,onların miraslarıydı o çiçekler. Çiçekler büyüdü ama bahçıvanları hayal kırıklığına uğrattılar. Tohum vermediler ve satılmadılar, bahçıvanlar zarardaydı. Bahçeleri tarumar oldu . Baktılar ki o bahçeden atılan ,kök salan yaban otu direnmeyi öğrenmiş . Bunun üzerine bahçıvanlar yaban otuna "nasıl başardın ,çiçeklerimize o kadar emek verdik ama olmadı ,seni bahçeye geri alalım. Çiçeklerimize de öğret direnmeyi"dediler . Yaban otu da aptaldı kabul etti , onu sevsinler diye çiçeklere direnmeyi öğretmeye çalıştı. Bahçıvanlar arka planda kaldıkça yaban oyuna nefret duymaya başladılar ve onu tekrar bahçeden attılar. Yaban otu yine kök saldı ama bu defa bütün bahçenin etrafını sardı. Bahçıvanları zehirleyip çiçeklere kıyamadı. Ama çiçekler de nankördü . Yaban otu bütün bahçeyi ele geçirip çiçeklerin ölümünü izledi . Bundan acı duysa da devam etti. Kendi bahçesi olduğunda yaban otlarını da çiçekten saydı ve sevgililerin birbirine armağan ettiği buketteki yaban otları ,yapraklar böylece meşru oldu.
Birine asla öküz demeyin çok ayıp
Tercihen Bahçenin en nadide orkidesini, yaban otu sandı
1000Kitap
Bi' güne daha el salladım, giden gitti Ve o günün şahitleri de gayba karıştı Ben düşünmek işin içinden çıkamadım heç Bir düş kurdum, bin düşündüm, düştüm ben Ve düştüm rüküş düşlerden, düşe düşe bî-hâl oldum ben Var gücümle savaşıp çatışmaktayım Yabancılık çekerek alışmaktayım İşte onlar yaban insanlar İşte onlar meyvelerime sapanla taş atanlar Ağızları lağım, dilleri kahverengi
Sagopa Kajmer