Neredeyse öğlen oldu. Bayram sabahı... Yalnız, sessiz, tam da istediğim gibi.
Kulağa nasıl geldiğinin farkındayım, "yalnız bayram mı olur?" diyenler çıkacaktır illaki. Ama bu biraz şuna benziyor: Çay kalabalıkla, kahve yalnız içilir. Ben bugün kahvemi içiyorum.
Neden böyle oldu derseniz, faturayı baştan kendime kesmem lazım. Hayatımdan siyah, beyaz, gri, mor, kıpkırmızı bir sürü insan geçti. Sorun şu ki, onlar geçerken ben resmen renk körüydüm. Ne zaman ki renkleri ayırt etmeyi, o güvenli kalkanları indirmeyi öğrendim; bir baktım etrafımdaki renkli insanlar çoktan gitmiş.
Kimseyi suçlamıyorum. Kendi hayatımın renkli bir döneminde olsaydım, muhtemelen ben de dünyayı sadece gri gören, her şeyi analiz etmekten yaşamayı kaçıran birinin yanında durmak istemezdim. Haliyle, o güzel insanlar atlarına binip gidince, ben de kendimle baş başa, sakin bir bayram geçiriyorum.
Yanlış anlaşılmasın, bu bir şikayet ya da arabesk bir sızlanma değil.
Oğuz Atay ’ın dediği gibi, "Yalnız yaşayan insanların, kendi içlerinde başlayıp biten eğlenceleri vardır". Bu da benim yarına dair ne yapmam gerektiğini hatırlatan bir notum olsun: Renkleri fark ettiğinde uzaktan izleme, hayatına dahil et.
Kendi renginizi bulduğunuz, tam içinize sinen bir bayram dilerim.