Alphons Karr derdi ki: "Şairler taşrada doğar, Paris'te ölürler." Şairler böyle ölüyorlardı fakat Paris’in şiirini bir defa tatmış olanlar da artık ondan ayrılamıyorlardı; talebe, gençlik âleminden çıkmamak için tahsilini uzatır, imtihanlarını geciktirir, mahsus yerinde sayardı.
Devlet, kendini idâre edecek adamı bir pâdişahın şahsında bulmazsa bir sadrâzamın şahsında arar; bir sadrâzamın şahsında bulmazsa mutlakâ başka bir şahısta, meselâ bir harem ağasında, bir silâhtarda, bir gözdede, bir müşâvirde, hulâsa bir şahısta arar ve bulur, Bunun içindir ki eski devleti idâre etmiş olanlar arasında çeşit çeşit gizli şahıslara, hatta en yoksul tabakadan yetişmiş olanlara tesâdüf olunur.