• 518 syf.
    ·9 günde·Puan vermedi
    Hayatın telaşe leri arasında kaybolurken kimi insanların, grupların ne büyük aşamalarda rol oynadığı, yakın tarihin ikircikli gerçekleri eşliğinde göz önüne seriliyor..
  • Ancak arkasında askerî başarı ve müspet intibaları olan bir komutan...
    “Mustafa Kemal Atatürk...”
  • 128 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Tarih ile ilgileniyorsanız 1917 yılında gerçekleşen Ekim Devrimi (Bolşevik Devrimi) nin Dünya Tarihi için önemi ile şimdiki zamanında yaşanan olaylara zeminini hazırladığı bilinmektedir.



    Peki bu devrim niye bu kadar önemli ? Bu devrim hangi şartlarda ve nasıl gerçekleşti ? Parti ve devrim için önemli olan Lenin kimdir ? Bu kitapta anlatılanlar 3-4 temmuz olaylarından sonra ve Ekim Devrimi öncesinde Lenin'in yaşadıkları anlatılıyor. Tarihi bir eser niteliğinde olan bu kitabı daha iyi anlamanız için bazı bilgilerden bahsetmem gerekiyor. Bu sayede kitabı daha iyi anlayabilir ve o şartları gözünüzün önüne getirmeniz kolaylaşır.



    "1917 Rusya Devrimi'nin esin kaynağı ve önderi olan Marksist fikir, siyaset ve eylem adamı, asıl adıyla Vladimir İliç Ulyanov (Lenin), 22 Nisan 1870'te doğdu. 1917-1924 yılları arasında yeni Sovyet Devleti'nin temellerini atmış ve ilk başkanı olmuş, dünya işçi hareketinin yeni öncü örgütü olarak "lll. Enternasyonal"i kurmuştur. Tarihinin en büyük devrimcilerinden biri ve Marks sonrası dönemin en etkili sosyalist düşünürü olarak kabul edilir."



    "Lenin, 1917'nin Nisan ayında Petrograd'a vardı ve hemen arkasından "Nisan Tezleri"ni yayımladı. Bu tezlerle Lenin Rusya'nın güncel durumu tahlil etti ve partinin izleyeceği siyasi hattı ortaya koydu. Tezlerde Lenin "Bütün İktidar Sovyetlere!" sloganını öne çıkartarak, iktidarın bir taban örgütlenmesi olan işçi konseyleri tarafından alınmasını savundu.



    Temmuz ayında meydana gelen başarısız bir Bolşevik ayaklanmasından sonra güvenliği nedeniyle Finlandiya'ya gitti."



    İşte bu kitap başarısız Temmuz olayından sonra Finlandiya'ya gitmeden önce yaşadıkları anlatılmaktadır. Kitap, Lenin'in ayın parıltısı ile kayığın içinde gizli bir kulübeye giderken başlıyor. Bu kulübede saklanıp devrim için yazılar yazar. Bu yazılar ile halkı bilinçlendirmek istemektedir. Onun hayatı sıradan bir yaşamdır.



    "Yani çok sıradan bir yaşamım var, gördüğün gibi: Sigara içmem, içki içmem, kızlarla da hiç ilgim yoktur...” Güldü. “Ama yine de ilginç bir yaşam, değil mi? Hele şimdi, tıpkı bir macera romanı. Göl boyunca uzanan bir ormanın derinliklerinde bir kulübe! Fesat adamlar Finli tırpancılar kılığına girmişler. "



    O kendisini değil sadece devrimi düşünen biridir. Devrim için isminin kötü şöhret ile anılması önemli değildi. Onun için önemli olan halkın her şeyden haberi olmasıydı. Halka dürüst olmak lazımdı.



    "Taktiklerimiz kitlelere gerçekleri söylemektir. Bizim yararımıza olmasa bile gerçekleri söylemeliyiz. Ancak bu yolla kitleler bize güvenir. Tarihin tüm dönemeçlerinde, her zaman sadece ve sadece gerçeği söylersek, düşüncelerimizle yaptıklarımız farklılaşmazsa, sözde ‘taktik kaygılarla’ halka yalan söylemezsek yenilmeyiz. Çünkü taktikler, bazı yoldaşların düşündüğü gibi stratejiden çok uzak değil... "


    “Sloganlarla oynamıyorum; devrimin her dönemecinde kitlelere gerçeği söylüyorum, ne kadar acı da olsa ve sen, öyle hissediyorum ki, halka gerçeği söylemekten korkuyorsun. Proleter siyaseti burjuva yöntemlerle yürütmek istiyorsun. ‘Kendi çevrelerinde’, kendi aralarında gerçeği bilen, ama kitlelere, kendi söylemleriyle, onlar cahil ve kıt anlayışlı oldukları için bunu iletmeyen önderler, proleter önderler değildir. Doğruyu söylemeli. Yenilgiden korkuyorsan, bunu ‘zafer kazanılacak’ diye satmamalısın; eğer uzlaşmaya gidiyorsan, kitlelere bunun uzlaşma olduğunu söylemelisin; zafere kolayca ulaştıysan, illa ‘zordu’ diye ısrar etmemelisin ve eğer zor olduysa da, ‘çok kolaydı’ diye böbürlenmemelisin; hata yaparsan, kendi itibarın için, bunun hata olduğunu itiraf etmelisin çünkü sana itibar kaybettirecek olan esasında hataların konusunda sessiz kalmandır; eğer koşullar yön değiştirmeni gerektiriyorsa, sanki hiçbir değişim yokmuş gibi olayları sunmamalısın; eğer sınıfın sezgilerine ve devrimci sağduyusuna güveniyorsan, ona karşı doğru sözlü olmalısın. Bir Marksistin bunlara inanmaması ayıptır ve çürümüşlüktür. Ayrıca düşmanı bile aldatmak son derece karmaşıktır, çift yönlüdür ve ancak en somut askeri taktikler alanında caizdir. Çünkü düşmanlarımızla dostlarımız arasında demirden bir duvar yok, düşmanlarımız halk üzerinde hâlâ etkililer ve kitleleri kandırma becerileriyle, bizim dahiyane manevralarımızı, kitleleri aldatma girişimi gibi –üstelik de başarıyla– gösterebiliyorlar. ‘Düşmanı aldatmak’ adına kitlelere samimiyetsiz davranmak, aptalca ve yanlış hesaplanmış bir siyaset tarzı. Proletaryanın gerçeklere ihtiyacı var ve soylu küçük burjuva yalandan daha fazla hiçbir şey onun davasına zarar veremez.”



    Beni etkileyen durumlardan biri de Lenin'in kadınlara önem vermesi oldu.



    “Bir devrim ancak kadınlar tarafından desteklenirse, kadınlar da onun içinde rol alırsa başarıya ulaşabilir.”



    Yazar olayları sade bir dil ile aktardığı için okurken zorlanacağınızı düşünmüyorum. Eğer yakın tarihe ilginiz varsa mutlaka okumanızı öneririm.
  • 256 syf.
    ·22 günde·Beğendi·1/10
    Kitabı okudum ama kitapta yakın tarihin gerçeklerini eksik ve üzerine düşmeden anlattığı yerler var. Bende buna dikkat çekmek isterim.
    Mesela Mustafa Kemal değil Kamal dediğini kemal ismini hiç sevmez. Kazım Karabekir paşa Atatürk ün hangi dini düşüncesinden dolayı arası açılıp yeni parti girişimine ve idam ile yargılanma sürecine girdi. Mehmet Âkif milli mücadele çok aktif ama hiç girilmemiş ve neden Kuran’ı Kerimi tercümesini yaparken hem tercümeyi bırakıyor hemde milletvekilliğini. Atatürk ün sansürlenen mektubu ilgili hiçbir bilgi yok. Nutukta islam dünyasına yönelik konuşması, ve Türkiye İş Bankası için ilk sermayenin kaynağının sırrı ne, Dinde reform çalışması nedir. Atatürk ün okutturduğu 1931 yılında basılan tarih kitaplarında Hz. Muhammed hakkında neler söylemiştir.
    Bu kitapta bunlar olmadığı için ben kaynak kitaplar için aşağıya ekliyorum. Tarih kitaplarında ideolojik görüşten dolayı bazı gerçekleri anlatmamak olmaz.
    https://youtu.be/2or3LlsoS7c
    Paşaların Hesaplaşması
    Paşaların Kavgası
    Gazi Mustafa Kemal’e Cevaplar
    Atatürk'ün Sansürlenen Mektubu
  • Deccal Sistemi: 666

    DECCAL KİMDİR?

    Deccal… Asırlardır beklenen bir şey. Kimilerine göre Şeytandan sonra yaratılmış en büyük düşman. Bazı gizli öğretilere göreyse o bir kurtarıcı.! Deccal, İslam dinine göre ahir zamanda, Mesih’in ikinci kez yeryüzüne gelmesinden önce insanları dini inancından saptırarak kötülüğe ve sapkınlığa yönelteceğine inanılan ve şeytanı temsil eden varlıktır. Hristiyan eskatolojisinde Antichrist, Yahudi eskatolojisinde ise Armilus karşılığı olarak bilinir. Bazı kimseler deccalin internet veya televizyon olduğu hakkında teoriler ortaya sürmüşse de hiçbir dini kaynakla uyuşmamaktadır. Deccalin fiziksel özelliklerinden İslam kaynakları şu şekil de bahsetmektedir; Deccal cüsseli, heybetli, kızıl renkli, kıvırcık saçlı, ensesi kalın ve alnı geniş bir kimsedir. Kısa ve ayrık bacaklıdır. Alnında “kâfir” yazısı vardır. Okuma yazması olsun olmasın onu her Müslüman okur. İcraatlarını beğenmeyen herkes o yazıyı okuyacaktır. Bir insanın alnında açık açık kâfir yazısının bulunması, herkes bilir ki imtihan sırrına ters düşer. Öyleyse bununla başka bir mânâ kastedilmiş olmalıdır. Deccal Yahudîdir. İcraatı dikkate alındığında, onun bir Yahudî oluşu, insana hiç de şaşırtıcı gelmez. Yahudîler de zâten bunu övünelecek bir davranış olarak görürler. Alûsî tefsirinde anlatıldığına göre, bir gün Yahudîler, Resûlullaha (a.s.m.) gelmiş, “Âhir zaman Deccalı bizden olacak, şöyle yapacak, böyle yapacak” demişlerdi. Cenab-ı Hak da bunun üzerine Mü’min Sûresinin 56. âyetini göndermişti. Deccalın bazı metafızıksel ozellıklerının olduğu rıvayet edılmektedır. Deccal önüne bulutu katan rüzgar gibi hızlı gider… Bu rivayetten yola çıkarak onun hızlı araçlardan yararlanacağını, süratli icraat yapacağını anlıyoruz. Şualarda da belirtildiğine göre deccal zamanında haberleşme ve seyahat araçları o derece gelişir ki bir hadise bir günde bütün dünyada işitilir. Ve bir adam kırk günde dünyayı dolaşabilecek, yedi kıtasını, yetmiş hükümetini görebilecek ve gezebilecektir. Bilindiği gibi kafirlerin gösterdikleri olağanüstülüklere istidraç denilir. Bunlar onlara bir üstünlük sağlamaz sadece inançsızlıklarını arttırır. Tabii bunu şerre alet ettikleri için baskı kurar, etkili olur, etraflarında o ölçüde de insan toplarlar. Deccal da böyledir. Ondaki bu haller istidraç kabilindendir. Her ne kadar firavun gibi ilahlık davasında da bulunsa, birkısım harikuladelikler de gösterse, nihayet deccal doğup büyüyen, beşeri özelliklere sahip bir yaratıktan başka bir şey değildir. Sahihi Müslim de yer alan başka bir hadiste ise onun cennet ve cehennemi bulunduğu, cehenneminin cennet, cennetinin de cehennem olduğu bildirilir. Kendine tabi olanları cennetine, tabi olmayanları cehennemine atar. Rivayette var ki, ” Süfyan büyük bir alim olacak, ilim ile dalalete düşer. ve çok alimler ona tabi olacaklar. ”Çağımız alimlerinden Muhammed Gazali, deccalı tabiat ilimlerine vakıf bir Yahudi alimi olarak nitelendirir ve onun haktan sapan Yahudilerin vicdanını temsil ettiğini söyler.

    Deccal bir kısım padişahlar gibi kuvvet, kudret, kabile, aşiret, cesaret ve servet gibi bir saltanat vasıtası olmadığı halde zekaveti, fenni ve siyasi ilmiyle mevkii kazanır. Ve aklıyla birçok alimin aklını emri altına alır. Azılı bir islam düşmanı olan büyük deccal, egemen olduğu ülkede Allah’ın kanunlarını kaldırıp kuranı yasaklayacak ve din düşmanlığı ilkesine dayanan korkunç bir baskı rejimi kuracak. İnsanlık tarihinde eşi görülmemiş yalan, hile, iftira, tertip, baskı, işkence ve idam sehpaları ile devlet terörü estirecek ve sapık rejimini Müslümanlara zorla kabul ettirmeye çalışacak. Ahir zamanda doğuda ,Horasan veya İsfahan da, Şam da yahut Şam ile Irak arasındaki bir yerde ortaya çıkıp yeryüzünde kırk gün kalacak, fakat bu günlerden biri bir yıl biri bir ay biri de bir hafta kadar sürecek, diğerleri ise normal günler gibi geçecektir. Deccal çıktığı zaman beraberinde su ve ateş alacaktır. Ancak halkın ateş olarak gördüğü tatlı sudur, halkın su olarak gördüğü ise yakıcı bir ateştir.” Sizden kim o güne ererse halkın ateş olarak gördüğüne girmeyi tercih etsin. Çünkü o aslında tatlı soğuk sudur.” Deccalin sağında cennet solunda cehennem görünür. Ayrıca deccal Bir adamı herkesin gözü önünde öldürüp diriltecektir. Bu kişinin Hızır A.s. olduğu düşünülür. Sonra toplanan halka 3 defa sorar Rabbiniz olduğuma şahit oldunuz mu! Orada bulunan pek azı müstesna halk Şahit olduk iman ettik rabbimiz sensin derler! İnanmayan haniflerse oradan uzaklaşıp dağlara kaçar. İslam kaynakların da Deccal hakkında çok daha fazla rivayet vardır. Yahudilerden gizli kabalistik öğretilere bağlı bir kısım elitler deccalı kurtarıcı olarak görür. Bunlar azınlıkta da olsa dünyanın kontrolü ellerindedir. Bu deccalcıların gizli öğretilerindeyse Deccalın gelmesi için dünya da yapılması gereken bazı işler vardır. İşte bu deccalcıların amacı dünyayı deccalın gelişine hazırlamaktır. Şimdi sizlerden bu kısmı çok iyi dinlemenizi hatta imkanınız varsa yazarak not almanızı istiyorum. Nihayetin de dünya da bildiğiniz yada bilmediğiniz yaşanan pek çok olumsuzluğun sebebi az sonra sayacağım 4 madde. Onlara göre Deccal geldiğin de;

    Dünya’da başkenti Kudüs olan tek bir devlet hakim olacaktır.
    Dünya Nüfusu 500 milyon olacaktır.
    Kağıt veya madeni para kullanılmayacak varlıkların değeri azalıp artmayacaktır.
    Nüfus’un Büyük kısmı Kölelerden oluşacaktır.

    2. KANTO: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DECCALCILARIN FAALİYETLERİ

    Eski çağlardan beri mevcudiyetlerini sürdüren bu elitler dünyayı deccalın gelişine hazırlamak adına ciddi mesai harcamakta gizli örgütler kurup, makam mevkii sahibi kişileri kontrol altında tutmaktadırlar. Deccalcılar kendilerine en büyük düşman olarak İslam dinini görmektedir. Bu yüzdende Peygamberin vefatının ardından dini bozmak adına çeşitli faaliyetler yürütmüşlerdir. Pek çoğu inanca uygun olmayan sahte hadisler üretmişler, Sahte Mehdiler ortaya çıkartıp bu kişileri maddi ve manevi olarak desteklemişler. Hatta islam’a mezhepçilik anlayışını sokmuşlardır. Günümüzde bilinen tüm bidat mezheplerin kökeni Müslüman kılığına girmiş bu deccalcı elitlere dayanır. Buna en yakın örnek 1. Dünya savaşı esnasında Deccalcıların o dönem ki maşası İngilizler maharetiyle vücuda getirilen Vahabi mezhebidir. Bu bidatcı mezhepler Sünnetleri ve hadisleri terk etmiş yahut bir kısmına uyup bir kısmına uymayarak dinde reform arayışına girmişlerdir. Zaman içerisin de bu durum öyle bir hal almıştır ki farzlar dahi değiştirilmiştir. Örneğin bu bidat mezheplere üye kimseler namazı 3 vakit kabul ederler ve bu şekilde uygularlar. 2. Tapınak döneminden sonra Yahudilerin Kudüs’ten çıkartılması Deccalcılar için büyük bir felaketti. Nitekim deccalin zuhuru için az evvel ki maddelerde de belirttiğim gibi Kudüs başkentli tek bir dünya devleti gerekliydi. Yahudiler zamanla tüm dünyaya yayılarak başarılı bir ticari ağ kurdular Avrupa’da rahatı yerinde olan Yahudiler’in Kudüs’te toplanmasına imkansız gözüyle bakılıyordu. Ortaçağ Avrupasın’da işkence ve cinayetleriyle nam salan engizisyonlar ne tesadüftür ki ilk amaç olarak Yahudi ve Müslümanları Katolikleştirme amacıyla kurulmuştu. Lise tarih derslerinden hatta günümüz dizilerinden hepiniz hatırlayacaksınız Kanunu Sultan Süleyman İspanyol engizisyonundan kaçan Yahudileri gemilerle aldırıp İstanbul’a yerleştirerek canlarını kurtarmıştı. Günümüzde İstanbul’da yaşayan Yahudi vatandaşlarımızın kökeni o dönem ki Yahudilere dayanmaktadır. İspanyol Engizisyonu, Aragon kralı II. Fernando ve Kastilya kraliçesi I. Isabel tarafından 1478’de kurulmuştur. II. Isabel tarafından 1834’te lağvedilene kadar devam etti. Netice olarak 200.000 den fazla kişi göç etmek zorunda kaldı 160.000 den fazlada kişi çeşitli işkencelerle öldürüldü. Kral Fernando’nun baş danışmanı ve en samimi arkadaşı bir yahudiydi. Ayrıca Tapınak şövalyelerinin sadık bir üyesi.

    Aynı şekilde Kraliçe I. Isabelin sözünden çıkmadığı kahinide bir yahudi ve tahmin edebileceğiniz gibi oda tapınakçıların sadık bir üyesiydi. Tapınak Şövalyeleri uzun yıllar deccalciler tarafından kullanılıp desteklenmiş bir yer altı tarikadir. Nitekim evde ki hesap çarşıya uymadı. Keza Kudüs Osmanlı’nın elindeydi. Göç eden kripto yahudiler toplu şekilde Kudüs’e yerleşebilmek için defalarca Padişahtan izin istemişlerse de Dönemin güçlü sultanları bu duruma müsamaha göstermediler. Vaat edilmiş topraklara Yahudileri yerleştirmek adına harekete geçen Deccalcılar ilerleyen yıllarda ilk olarak Osmanlı idaresinde ki Kudüs’ü satın almak istedi. Fakat Sultan Abdülhamid “Kanla alınmış topraklar parayla satılmaz.” Diyerek teklifi ret etmiş ve tüm diplomatik kanalları kapatmıştır. Elbette ki deccalcılar vaz geçmemiştir. 1. Dünya savaşı ile Osmanlı’yı lav ettiler. Akabinde İngiliz kuklası olarak kurulan Arap devletlerinden Kudüs ve civarında toprak satın aldılar. Ancak bir sorun vardı. Avrupa’da işleri yolunda olan Yahudiler Kudüs’e yerleşmek istemiyordu. İşte bu sebeple elitler Rothschild ailesi önderliğinde Alman devletini ve önemli silah sanayi kuruluşlarını finanse etmiş hatta hibe krediler vermişlerdir. Bunun üzerine Almanya tarihin gördüğü en büyük mekanize orduyu kurarak tüm Avrupa’da bir Yahudi avına başlamıştır. Kaçıp kurtulan Yahudilerse tahmin edebileceğiniz gibi bedava ev ve arazi verilen Kudüs’ün yolunu tutarken. Nihayet savaşın bitiminden 3 sene sonra 14 mayıs 1948’de İsrail resmen kurulmuştur. Burada şunuda belirtmeliyim ki yazık ki ülkemiz de pek çok kişi dini gerekçelerle Araplar’a büyük bir hayranlık beslemekte ve onları yüceltmektedir. Elbette ki 10 parmağın 10uda 1 değildir. Ancak arapların Taa ilk haçlı seferinden başlayıp süre gelen ihanetlerini örtbas etmeye hiç kimsenin gücü yetmez. Çamur balçıkla sıvanmaz beyler. Bugün arap devletleri parça parça iç karışıklarla sarsılıyor. Filistin’e herkes acıyor. Fakat hiç sordunuz mu Filistin neden bu halde? Türkler ortadoğudan çekildiğinden beri buralar adeta cadı kazanına dönmüş çatışmalar asla son bulmamıştır. O çok sevip destek verdiğimiz Filistin’in bayrağında ki kırmızı üçgen 1. Dünya savaşında İslam davasını müdaafa etmek üzere Mekke’de Medine’de kahramanca çarpışıp şehit düşen saf Anadolu çocuklarını sırtından bıçaklayan hain Şerif Hüseyin ve İsyanını sembolize eder. Yine Irak ve Yemen’de Lise zorunlu tarih derslerinde Türkler sıkı sıkıya aşağılanır. Padişahlarla açıkça alay edilerek iftiralara maruz bırakılır. Hatta Irakta ki tarih kitaplarında Bu Arap sever arkadaşların dilinden düşürmediği bir diğer isim olan Sultan Abdülhamid hanın eşcinsellik masalları romantik Arap diliyle uzun uzadıya yeni nesillerin aklına nakşedilir. Konumuza dönecek olursak bu deccalcıların amaçları uğruna yaptıkları dünyayı sarsan icraatlar saymakla bitmez. 1900’lerin başlarında İngilizler Dünyanın süper gücüydü. Çünkü elitler böyle tüm sermayeyi İngiltere’ye akıtıyordu. Daha sonra deccalılar Amerika’yı gözlerine kestirdi. İngiltere gözden düşerken sahte bir Hülya yaratarak bolluk ve refah söylemleriyle Yeni dünya düzeninin temellerini rahatça atabilecekleri Amerika’yı dünyanın yeni süper gücü haline getirdiler. Günümüzdeyse Elitler için hep kapalı kapılar ardında kalmış diplomasi ve dış ilişki tecrübesi olmayan Çin hedefe varmak için biçilmiş kaftan. Çok yakında Amerika’nın parçalara ayrıldığını ve Çin’in dünyanın yeni süper gücü olduğunu görürseniz hiç şaşırmayın!

    KANTO: GÜNÜMÜZ DE DECCALCILAR (DEŞİFRE)
    Köleliğin kaldırılması düşüncesi öncelikle Büyük Britanya olmak üzere, Kanada, Fransa ile Rusya gibi ülkelerde destek kazanmıştır. Uluslararası Kölelik Karşıtı Örgüt ABD’de köleliğin kaldırılması esasen köleliğin suçlanmasıyla sosyal düşüncenin ona karşı yöneltilmesini oluşturuyordu. 1830’lu yıllarda akım kuzey eyaletlerde geniş boyutlara ulaşmıştır. 1859 yılında Virjinya eyaletinde John Brown önderliğinde köleliğin kaldırılması için başkaldırı başladı. ABD’de 1861 ile 1865 yıllarını kapsayan iç savaş sona erdikten sonra tüzel olarak kölelik kaldırıldı. ABD’de Köleliğin kaldırılmasında 16. ABD Başkanı Abraham Lincoln’ün önemli etkisi bulunmuştur. Köleliğin yasaklanması ile ilgili ilk kanunlar ise İngiltere’de ve ABD’de 19. yüzyılın ilk çeyreğinde çıkarılmış, daha sonra diğer Avrupa devletleri onları izlemiştir. 1926’da Milletler Cemiyeti bütün dünyada köleliği yasaklamış, daha sonra Birleşmiş Milletler de bu hükmü teyid etmiştir. Bayanlar Baylar uyanıp gerçekleri görme vaktiniz geldi! Kölelik asla kalkmadı sadece içeriğinde zorunlu düzenlemeler yapıldı. Abraham Lincoln’ün Yahudi kökenli mason bir başkan olduğunu söylememe gerek yoktur. Yine de hatırlatmış olalım. Söylediğim gibi kölelik kalkmadı sadece zorunlu olarak uygulamada revizyona gidildi. Çünkü köle sayısı çok fazlaydı ve çıkacak bir isyan bastırılamazdı. Bu yüzden elitler köleliği modernize edip bizleri yarattı. Deccalcıla parayı sevmezler yanlış anlaşılmasın bonkör değillerdir. Aksine günahlarını vermezler. Ancak paralarını yaptığımız işler karşılığında azar azar bize verirler. Bazı kişilere bolcada verirler önemsemezler. Hem niye önemsesinler ki para karşılığı olmayan sistemde yaratılan bir şey basılan çoğu para sadece sistemdedir. Kağıt banknot bile değildir. Yani kağıt kadar bile değeri yoktur. Paranın tarihte ki icadına bakacak olursak Alış Veriş için bir değer unsuru olduğunu görürüz Altın ve gümüş gibi değerli madenlerden imal edilirdi Ama deccalılar bunu değiştirdi. Artık para sadece bilgisayar ekranlarında ki yazılardan ibaret biz modern kölelerin kendilerini özgür atfetmesini sağlayıp sistemin devam ettirilmesine olanak tanıyan bir kırbaçtan ibaret. Ancak paranın değersizleştirilmesinin bir sebebi daha var ne demiştik? Deccal dünya sahnesine çıktığın da Kağıt veya madeni para kullanılmayacak varlıkların değeri azalıp artmayacaktır. Onun yerine köleler artık vücutlarınıza yerleştirilen çipler kullanacak yani elitler sizlere yaptığınız işler karşılığında biçtikleri değerleri artık çiplerinize yükleyecekler. Ayrıca bu çiplerle sizleri çok daha rahat takip edip istediklerinde cezalandırabilecekler. Bilindiği gibi son yıllarda çiplerin insanlar tarafından kullanılmasıyla alakalı pek çok çalışma yürütülüyor. Çipli kimlik kartlarını kullanmaya başladığımız şu dönemlerde Hayal kurma diyenler internetten bu çiplerle ilgili birkaç makale okursa hayal kurmadığımı rahatça kavrayacaktır.

    Şimdi bir diğer maddeyi hatırlayalım Dünya’da başkenti Kudüs olan tek bir devlet olacaktır. Yakın tarihte Amerika ve dünyada birkaç devlet Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdı ve çok yakında tepkiler azaldığında diğer devletler de sırayla Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyacaktır. Tesadüf mü elbette ki hayır. Aslında Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımak BOP’un son aşamalarından biriydi. Sahi neydi bu bop? Hadi bop neymiş kısaca anlatayım sizlere. Yeni Dünya Düzeni içinde ABD’nin uyguladığı yeni politika, “böl, güçsüz kıl, yönet” yerine, “küçült, birleştir, yönet” şekline dönüşmüştür. Geçmişte sömürgecilik yöntemleriyle hiçbir bedel ödenmeksizin elde edilen mal ve hizmetlerin, bugün değerinden daha az bir bedelle alınması ve yeni pazarlara sahip olunması, ABD’nin ve diğer egemen ülkelerin küreselleşme süreci içerisinde başlıca hedefi olmuştur. Ulus-devletlerin federal devletler haline dönüştürülmesi ve bunların bir federasyon çatısı altında birleştirilmesi, Büyük Ortadoğu Projesinin amaçlarından biridir. ABD bu yapıyla bölgeye barış getireceğini iddia etmektedir. Yani tüm Ortadoğu diğer bir adıyla tüm vaat edilmiş topraklar tek bir federe devlet çatısı altında toplanmak istemektedir. Elbette ki bu devletin başkenti Kudüs olacaktır. Yine de Kudüs’ü tüm dünyanın başkenti haline getirmek için Dünya nüfusu halen çok kalabalık. Hadi bir diğer maddeye göz atalım. Deccal Dünya sahnesine çıktığında dünya Nüfusu 500 milyon olacak. Peki bu koca dünya’da geriye kalacak bu 500 milyon kişi kimlerden oluşacak? Elitler bu konuda daha evvel yine kendilerinin bir şekilde ortaya attırdığı evrim teorisinden bir maddeyi baz alıyor. Doğal Seleksiyon. Yani güçlülerin hayatta kalıp güçsüzlerin yok olması yapılan nüfus azaltımı. Bunun içinde elitlere kaos gerekiyor. Tüm dünyayı saracak bir kaos. O kaosun ayak sesleri duyulmaya başladı çok oldu. O konuya geleceğim ama şimdi birazda nüfus azaltımı hakkında başka neler yapıldığından bahsetmek istiyorum. Adları dışında her şeyleri ile yabancı daha fazla kar elde etmek için mutasyona uğratılmış hayvanlarla besleniyoruz. Tükettiğimiz Hayvanların vücutları hastalık ve ilaç istilası altında ayrıca hızlıca kesip satabilmek için hormonun her çeşidine maruz kalıyorlar. Yediğimiz tavuklar yumurtadan çıktıktan sonra 45 günde kesime hazır oluyor. Doğada beslenen bir tavukta bu süre ortalama 120 gün. Tükettiğimiz gıdaların tamamı GDO içeriyor ve kanserojen. Yetiştirilen meyve ve sebzelerin hepsi kısır tohumlar sadece İsrail’den temin edilebiliyor. Nasıl kısır bir döngü içerisindeyiz anlayabiliyormusunuz? Deccalcıların fabrikalarında, bankaların da, yahut en azından mecburen bilmeden de olsa onların sistemine hizmet eden şirketler de çalışıyor, onların isteklerine itaat ediyoruz. Ve sonra bu çalışmamız karşılığında onlardan aldığımız birkaç parça kağıtla yine onların marketlerinden kendi imal ettiğimiz kanserojen yiyecekleri alıyoruz.

    Plastik ambalaj malzemelerinden içtiğimiz sulara ve yediğimiz yemeklere sürekli kanserojen maddeler karışıyor. Anlayamadınız mı? Birde barınma ve gıdadan sonra insanların en büyük gereksinimi olan sağlığa göz atalımda anlayın. Bir zamanlar insanlar uzun yıllar sağlıkla yaşayıp sevdiklerinin yanında rahatça son nefeslerini verirlermiş. Günümüzdeyse huzurevlerinde, hastane köşelerinde uzun yıllar kanser veya kalp hastalıklarıyla mücadele ederek genç sayılabilecek yaşlarda acı içerisinde ve yalnız başlarına ölüyorlar. Sebebiyse bu az önce saydığımız gıdalar. Onların isteğiyle kendi elimizle ürettiğimiz kanserojen gıdaları tüketiyoruz. Sonra hasta olup yine onların ilaç şirketlerinden ilaç satın alıyoruz. Ne tarafa koşsak yine onların kucağına düşüyoruz. Her yerde radyasyona maruz kalıyoruz. Sonra aniden kanser oluyor ve kanser ilaçlarına tüm mal varlığımızı yatırıyoruz. Yıllarca çalışıp biriktirdiğimiz her şeyi. Kanser ilaçlarını sadece deccalcilerin ilaç firmaları üretmektedir yani yine onlar karlı çıkarlar bizim acılarımızdan. Ayrıca İsrail dünyada en az kanser hastası olan ülke konumundadır. Elitler Savaşlar çıkartır İsrail dünyanın en büyük Silah üreticisidir ve Amerikan şirketlerinin silah lisansları bile elitlere aittir. Yine de biz bunları görmüyoruz. Sahi her şey bu kadar açıkken niye görmüyorsunuz? Daha da acı olanı görseniz bile umursamıyorsunuz. Hadi ama bir şeyler ters gidiyor sizde bunun farkındasınız. Son yıllarda haberlerde hem hayvanlara hem çocuklara yapılanları hepiniz biliyor ve tepki gösteriyorsunuz. Biraz daha küresel bakalım. Son 15 – 20 yılda tüm dünyada eğitim sistemlerinin altına resmen dinamit koyuldu tüm dünyada yaşanan hızlı dejenerasyondan ülkemiz de nasibini aldı. Paranın kampçısıyla insanlar diploma delisi edilip eğitime saldırtıldı sonrada eğitim dinamitlendi. Olan buydu. Yine de bu yanıp yıkılmış sisteme ilginç şekilde bağlıyız Eğitim kurumlarında kazananların yazdığı sahte tarihi, cahillerin formülize ettiği yanlış sahte kitapları papağanlar gibi ezberliyoruz. Sonrada laboratuvar denekleri gibi sınava tabi tutulup derecelendiriliyoruz. Üstelik bunu hiç sorgulamadan kendimize amaç edinip başarabilenlere gıpta ile bakıyoruz. Yine de bu durum ne oldu bizlere. Nasıl oluyor da bakıp görmüyoruz? Duysak da işitmiyoruz sorularına cevap vermiyor. Bu soruya cevap vermeden evvel sizinle kısaca dertleşmek istiyorum. Bunun kadar kapsamlı olmasa da daha evvelde buna benzer birkaç video yaptım. Ne yazık ki kaldırıldı. Hatta öyle ki metinleri web sitemden isteğim dışında silindi. Ve insanlar hiçbir zaman anlamak istemedi sadece izledi. Bu yüzden en azından bu sefer eğer sizde bu kısır döngüye benim gibi karşıysanız beni youtube ve instagram üzerinden takip edip destek olun. Birilerinin gerçeği görüp bana destek verdiğini bilmek beni daha da cesaretlendirecektir.

    Şimdi kaldığımız yere dönelim ve bizlere ne oldu sorusuna cevap arayalım. Öncelikle dizi film ve çeşitli yayınlarla zihin altımıza yolladıkları subliminal mesajlar sayesinde yıllardır bizleri yapacakları her şeye alıştırarak basite indirgememizi sağladılar. Örnek vermek gerekirse 1956 larda yapılan bazı bilim kurgu filmlerinde cep telefonu benzeri cihazlarla görüntülü görüşme yapan karakterler. Simpsonlar gibi çizgi filmlerde yeni seçilecek Amerikan başkanlarının önceden bildirilmesi İkiz kulelere yapılacak terör saldırılarına yazı karakterlerin de atıfta bulunulması ve kart oyunlarında yıllarca öncesinden sembolize edilmesi gibi anlatmakla bitmeyecek pek çok örnek halihazırda önümüz de bu konuyla beraber kaos konusuna da ele almak istiyorum. Sinema ve Tv dizilerinde yeni trend post apokaliptik senaryolar çünkü deccalılar eli kulağında dünya nüfusunu azaltma planlarını devreye sokacaktır. Bu kadar vurdun duymazlığımızın sebebi tabii ki sadece medya yayınlarında ki subliminal mesajlar değil. Türkçe Açılımı: Yüksek Frekanslı Aktif Auroral Araştırma Programı. HAARP’i ele alalım. Alaska’daki Gakona’da bulunan bu tesis, ABD’de bulunan üç benzer tesisten biridir. Fairbanks, Arecibo Gözlemevi ve Norveç’te daha küçükleri bulunmaktadır. Rusya’da da bir tane vardır. HAARP, 35 dönümlük arazi üzerine kurulmuş, 22 metrelik 180 adet antenden oluşmaktadır. HAARP son derece düşük frekans (ELF) dalgaları ELF dalgaları 0-100 Hz arasındaki elektromanyetik dalgalanmalar, beynin algıladığı dalga aralığındadır ve beyin, bu sayede beden ve Dünya üzerinde etki sağlamaktadır. Evrendeki her şey dalga boylarında çalışır, çünkü her şeyin frekans dalgalarından meydana gelmektedir. Her şey elektronlardan oluşur ki bu da teoride dalga etkileşimi ile meydana gelir. Elektronlar atomları, atomlar molekülleri, moleküller ise hücreleri meydana getirir vs.. Tek fark, dalganın yüksekliği, uzunluğu ve hızı ya da dalganın ne kadar hızlı hareket ettiği anlamına gelen frekans denen aralıktır. Yani evrendeki her şey dalgalardan oluşur, ancak farklı frekanslarda çalışır. NASA tarafından ölçülen değere göre Dünya’nın frekansı 7.8 ile 14 Hertz aralığındadır. İnsan beyninin frekansı sürekli değişmekte fakat ELF etkisiyle 8 hertz aralığına girer. İnsan vücudu da bu aralıktadır. Beynin farklı bölümleri, farklı ruh halleri, farkındalık, tükenmişlik, endişe gibi yaşadığımız duygular. Bütün bunların ELF dalgaları tarafından etkilendiği kanıtlanmıştır. Bayanlar baylar! Uyanışa hoş geldiniz. ELF dalgaları ile duygu durumumuzu istedikleri şekilde kontrol ediyorlar. Böylece yapacakları pis işlere aldırmamamızı sağlıyorlar. Gün içerisin de 6 saat sokakta yürüyen bir insan ortalama olarak 70 defa güvenlik kameralarının görüşüne giriyor. İzniniz olmadan her saniye görüntüleriniz kayıt ediliyor. Sizleri her yerde adım adım izliyorlar. Bu kadar şeyi anlattıktan sonra yakın zamanda başlayan ve ard arda gerçekleşen doğa sıra dışı olaylara değinmeden de geçemeyeceğim. Hepinizin bildiği üzere Yunanistan’da büyük bir orman yangını yaşandı. Bazı kareler var ki yangının suni olduğuna açık delil teşkil eder nitelikte. Bir arabanın camı ermiş ancak hemen üzerinde ki antende asılı duran bayrak plastik bayrak sağlam. Dünya da kaydedilmiş en sıcak orman yangını 840 Santrigrat derecedir. Camsa 1300 ila 1500 santrigrat arasında erir. Ayrıca camları eriten bir yangının 2 metre yukarıda ki plastik bayrağı yakmaması olur şey değildir. Nitekim bu yangın yeni bir teknoloji ile odaklanılan bölgelerde başlatılmıştır. Ardından Irak ve Yemen de sebebi bilinmeyen elektrik kesintileri yaşandı. 1 hafta süren bu kesintiler neticesinde fırınlarda yemeye ekmek dahi bulunamayıp yerel kaoslar çıktı. Akabinde Avrupa tarihinin en sıcak yazını yaşadı. Hemen ardından Endonezya’da dev bir deprem oldu. Birkaç hafta evvelde meterolojiden biraz anlayan herkese komik gelecek şekilde Yunanistan ve Türkiye’de kasırga çıktı. Yakında bunlara benzer başka olaylarında olacağına adım gibi eminim. Çünkü deccalılar kendi kıyamet alametlerini kendileri yapıyorlar.
  • Eridu Ve Anunnakiler

    Eridu, Tell Abu Şahrein’in bugünkü arkeolojik alanında bulunan Ur bölgesinin 24 kilometre güneyindeki güney Mezopotamya antik kentidir.

    Eridu, Eridug olarak da çevrildi, bu arkeolojik alanın büyük önem taşıdığını söyleyen akademisyenlere göre Eridu ismi “güçlü yer” veya “rehberlik yeri” anlamın da kullanılmaktadır. Kuruluşunda, büyük olasılıkla Basra Körfezi’ne yürüme mesafesinde idi; Ancak, günümüzde, Eridu kalıntıları binlerce yıl boyunca kıyı şeridinde biriken birikinti nedeniyle, şimdi Irak’taki Ebu Şahrein’deki körfezden biraz uzakta konumlanmıştır. Şehrin günümüze kadar ulaşan kitabesinde “Gökteki krallık indirildiğinde, krallık Eridu’daydı.” Yazmaktadır. Bazı bilim adamları, erken Sümer döneminde Eridu’nun kanallar vasıtasıyla haliç ile bağlantılı olduğunu ve Babil efsanelerine göre, dünyada yaratılmış ilk şehir olduğunu iddia etmektedir.
    Sümer mitolojisinde belirtildiği gibi, antik Eridu şehri, Büyük Deluge’den önce Dünya’da kurulmuş BEŞ antik kentten ilkidir. Öte yandan arkeologlar tarafından şu ana kadar Eridu’dan daha eski bir şehir bulunamamıştır. Eridu, Mezopotamya havzasının en güneydeki kenti ve tanrı Enki’nin oturduğu kentti. Etrafında köy ve kasabalar olmasına rağmen sivil halktan pek az kişi özel izinle Eridu’ya işçi statüsünde girebilmekteydi. Yıllar içerisinde yaşlanan işçiler çalışamayacak hale geldiklerinde kentte gördüklerini başkalarına anlatmamaları için idam edilirdi. Temmuz 2016’da UNESCO, Eridu’nun İnsanlığın Karma Bir Mirası “Alt Mezopotamya’daki Sümer yerleşimlerinde yer alan arkeolojik kalıntılarının bir parçası olarak, M.Ö. 3. ve 4. Yüz yıllarda kurulmuş Fırat ve Dicle nehri havzalarının kesiştiği yerde bulunan dünyanın ilk antik şehri ilan etti. Eski Sümer geleneği ve Sümer Kralları listesinin de belirttiği gibi, Eridu, Marduk’un dünyayı yarattığı yer olan Mezopotamya’nın en eski kentiydi. Kent ilk keşfedildiğinde Arkeologlar yirminci yüzyılın araştırma tekniğiyle bile tarihinin M.Ö. en az 4900 yılına dayandığını kanıtlamışlardır. Günümüzde bazı arkeologlarsa kentin M.Ö. 1. yüzyılda kurulduğunu öne sürüyor.

    Mısır bilimci David Rohl, Eridu’nun, yakın dönem Babil kentlerinden ziyade orijinal Babil ve efsanevi Babil Kulesi olabileceğini söylemektedir. Kentte M.Ö. 380 yıllarından kalma 1000 tane mezar keşfedilmiş. Ceset kalıntılarındaysa ilginç şekilde radyasyona rastlanmıştır. Ayrıca cesetlerin beraberinde gömülen eşyalardan yola çıkarak bu kişilerin rahipler ve soylular olduklarına kanaat getirilmiştir. Kentte bulunan kitabelere göre M.Ö. 2500 yılına doğru, Arkaik hanedan döneminde, Ur’un ilk hanedanlığından bir hükümdar, Eridu’da Tanrı Enki için M.Ö. 300lerin sonunda, Amar-Sin zamanında, büyük bir saray inşa etti. Ve Ziggurat, Ur’daki üçüncü hanedan döneminde dünyanın en önemli merkezi konumundaydı. Yine yazıtlara göre Kent kurulmadan önce dünyaya uçan atlarla 3 Tanrı indi. Dönemin önde gelenlerine Eriduyu inşa etmelerini söyleyerek inşa tekniklerini öğretti. Diğer 2 tanrı uçan atlarıyla tekrar göklere dönerken Tanrı Enki insanlığa bir lütuf olarak Eridu’da kaldı. Eridunun inşaası esnasında bazı işçiler aylaklık edince Tanrı Enki çok kızdı ve aylaklık eden işçileri yıldırım çarpıp öldürdü. Sümer Kralları listesine göre, cennetin saltanatının halefleri olan ilk mitolojik krallar Eridu’nun krallarıdır. Çünkü Tanrı Enki büyük tapınakta sadece krallarla görüşürdü. Krallar Tanrı enkinin buyrukları doğrultusunda ülkeyi yönetir, savaşlar yapar, kanunlar çıkartırlardı. Bu itaatlerine karşılıkta Tanrı Enki onlara uzun ömür bahşederdi. Bahse konu anlatımlar keşfedilmiş pek çok başkaca Sümer kitabelerinde de aynen geçmektedir. Eridu’da, sırasıyla Alulim kral oldu; 288 yıl hükmetti. Yerine gelen Alalngar 360 yıl hükmetti. Ardından isimleri henüz bilinmeyen 2 kral; 648 yıl daha hükmetti. Tabletlerin son kısmıysa Eridu’nun düşünü anlatmaktadır. Bir gece ortalığı büyük bir çığlık ve ışık kapladı. Gece güne döndü soylular sokaklarda korku içerisinde koşuşturuyordu. Büyük bir gürültüyle Tanrı Enki’nin uçan atı tüm şehrin üzerini kapladı ve yıldızlara doğru yükselerek Eridudan ayrıldı. Ardından geçen günlerdeyse Eridu düştü ve krallık Bad-Tibira’ya götürüldü.

    Günümüzde Eridu’da arkeologlarca keşfedilen büyük tapınağın sütunları muazzam şekilde samanyolu galaksisinin küçük ölçekli bir maketi şeklinde konumlandırılmıştır. Ayrıca yine tabletlerde Tanrı Enki’nin birlikte geldiği diğer Tanrıların dönmesinin ardından günümüz telsizlerine benzer bir cihaz vasıtasıyla diğer Tanrılarla her daim iletişim kurduğu anlatılmaktadır. Yine Eridu’da keşfedilen 1000 kişilik mezardan çıkan eşyaların pek çoğu yıldızları ve güneş sistemini sembolize eden minyatür broşlar şeklindedir. Şehrin su ihtiyacını karşılayan sistemse son derece kayda değerdir. Günümüzde bir kısmı halen ayakta duran bir yer altı künk sistemi mevcuttur. Bu sistem Fırat’ın suyunu şehre taşımak üzere inşa edilmiştir. Fakat dikkat çeken kısım o dönemde Eridu şehri rakım olarak Fırat’tan çok daha yüksek bir konumda olmasıdır. Günümüzde hidaroforlar vasıtasıyla yukarılara doğru rahatça pompalanan suyu o dönemlerde nasıl bir teknoloji veya teknik kullanılarak 16 km boyunca pompalanıp Eridu şehrine ulaştırıldığı halen bir muammadır. Dünya çapında tartışılan Anunnaki söylencelerininde temeli büyük ölçüde Eridu şehrinde keşfedilen işte bu anomalilere dayanmaktadır. Rusya doğumlu ünlü araştırmacı Sitchin, Sümer tabletlerini, Sümerceyi akıcı olarak öğrendikten sonra bir mit değil de anlaşılan ve algılanan haliyle yazılmış olacağı düşüncesi ile yorumlamaya başalar ve sonrasında arkeolojik bulguların kendi teorisini desteklemesiyle birlikte yazılı tarihin hiçte gerçekleri yansıtmadığı düşüncesine sahip olur. Sitchin in yaptığı araştırmalarının sonucu İncilde geçen Nefilim ile Sümer in sözünü ettiği Anunnaki aynı şeydir.Ve bu düşünce Farmasonluktan Thule derneğine kadar tüm üst yönetimlerin bildiği ve benimsediği bir düşüncedir. Anunnaki’nin hikayesi şudur;

    Bundan 450,000 yıl önce bir grup insan benzeri uzaylı varlık, Dünya denen gezegene geldiler. Geldikleri gezegen, Sümerlilerin adına “Nibiru” dedikleri, antik Sümer edebiyatında “12. Gezegen” olarak tanımlanmaktadır.1981 yılında Amerikalı astronomlar, Güneş Sistemimiz’de onuncu bir gezegen olabileceği üzerinde çalışıyorlardı. Dünya çevresinde dönen bir uydu teleskopun kaydettiği görüntüler ve Platon’un yörüngesindeki düzensizlikler, bilim insanlarını başka bir gezegen olacağı fikrine itmiştir. Birleşik Devletler deniz kuvvetleri gözlem evinin kanıtları doğruysa; bu, Sümerlerin astronomi alanında ne kadar ileri düzeyde olduklarının bir kanıtıdır. Sümerler, Ay ve Güneşi de Güneş sistemi içine dahil ettikleri için; bu 12 rakamı, şaşırtıcı olarak doğrudur. Sümerlerin Uranüs, Neptün ve Plüton gibi gezegenleri son derece doğru bir şekilde tanımlamış ve diyagramlarını hazırlamış olmaları ve bunların bir teleskop olmadan yapılabilme olasılığının imkansızlığı, Sümerler hakkında bize bir tasarım yapmamızı sağlar. Hele bu gezegenlerden Uranüs’ün 1781, Neptün’ün 1846 , Plüto’nun 1930 yılında bulunduğu dikkate alınırsa… Uzun zamandır mit olarak düşünülen atik Sümer metinlerinin son yorumları, özelliklede yaratılış destanı olarak bilinen Enuma Elish, güneş sistemimizin son durumu hakkında inanılmaz bilgiler sunar. Sümer metinlerinde, dört milyar yıldan uzun bir süre önce Nibura adında gezgin bir gezegenin güneş sistemimize girdiğini, Tiamat denen denen büyük bir gezegeni kıl payı ıskaldığı bunu sonucunda ciddi yer çekimi sorunları ortaya çıktığı açıklanır.Daha sonra nibiru –babil dilinde Marduk , bir kez daha geldiğinde , Tiamat gerçekten vuruldu ve Nibiru nun görevli ayları tarafından bombalandı.Tiamat ın çeşitli boylardaki parçaları asıl yörüngesinde kalarak asteroit kuşağını oluştururken gezegenin diğer yarısı güneşe yakın yeni bir yörüngeye fırladı , bu parça zaman içinde dünya yı meydana getirdi.Nİbiru nun aylarından biri olan Kingu bizim şuanki ay olarak bildiğimiz Ay haline geldi.

    Genel Sümer tarihçesi, dünyayı binlerce yıldır ‘Tanrılar’ olarak adlandırılan varlıklar tarafından yönetilen bir zamanı eşi benzeri görülmemiş şekilde açıklıyor. Bilim adamları bu yüzden Sümer tarihçesini mitolojik ve hayal ürünü olduğunu olup inanılmaz derecede uzun hüküm süreleri boyunca yaşayan hükümdarların gerçek olmadığını yazılanların sadece eski insanları abartılı anlatımları olduğunu söylüyorlar. Buna gerekçe olarak da bir kralın ne kadar uzun süre hüküm sürerse saygınlığının ve prestijinin o kadar fazla olduğu realitesini öne sürüyorlar. Ancak bu söylemleri elde ki verilerle uyuşmuyor. Eridu Mazapotamya’nın en büyük akifer ağının üzerine konumlandırılmıştı. Bu bir tesadüfmüydü? Günümüzde yapılan ölçümlerde yer altından halen yüksek miktarda enerji salınımı olduğu anlaşılmaktadır. Sizlerde bu esrarengiz anktik kenti incelemek isterseniz buyrun koordinatlar: 30 ° 48’57.02 “N 45 ° 59’45.85” E
  • O bir İlber Ortaylı...

    Çok cahiliz diyoruz, biraz bilgi dolmaya var mısınız?
    Varsınızdır diye düşündük ve sevgili Murat Ç ile “ÇOK CAHİLİZ KEŞKE BİLGİLENSEK!” isimli işbu etkinliği düzenlemeye karar verdik.

    Etkinlikte İlber Hoca’nın son kitabı Bir Ömür Nasıl Yaşanır?’ı öncelikli olarak okumak, okutmak hedefimiz. Fakat bu kitabı okumak istemiyorsanız İlber Hoca’nın diğer kitaplarıyla da katılımınız kabulümüzdür.

    İlber Hoca'nın son kitabı, diğer kitaplarından farklı. Bu sefer hayata dair soruları cevaplandırıyor. Nedir bu sorular?
    - Bir ömrü hakkıyla yaşayabilmek ve yaşanan her andan tat alabilmek için önce ne lazımdır?

    - İnsan hayatı kaç dönemden oluşur ve her bir dönemde neleri tecrübe etmek gerekir? 15, 25, 40 ve 55 yaşları neden birer eşiktir?

    - İnsan kimden, ne öğrenebilir? Kendi kendini yetiştirmek nasıl mümkün olur?

    - Kişi mesleğini neye göre seçmelidir?

    - Bir işin uzmanı olmak ve o uzmanlık bilgisiyle çalışmak için nelere ihtiyaç vardır?

    - Bir dil, en iyi nasıl ve ne zaman öğrenilir?

    - En verimli sonucu alabilmek için nasıl çalışmak gerekir?

    - Sorumluluk sahibi bir insan, kendisi veya çocukları için nasıl bir eğitim modeli aramalıdır?

    - Hayata değer katmak için ne tür insanları arayıp bulmak gerekir?

    - Doğru kararları alabilmek için en çok kimleri dinlemek gerekir?

    - En iyi nasıl seyahat edilir; bir şehir nasıl dolaşılır? Hangi müze, hangi meydan, hangi sokakları görmek için dünyanın bir ucuna kadar gidilebilir?

    - İyi film, güzel müzik, doğru kitap nedir? Hangi temel eserleri dinlemeli, okumalı ve seyretmeliyiz?

    - İnsan yaşadığı şehirden tam manasıyla nasıl yararlanabilir?

    Ve daha fazlası...
    İlber Hoca'nın kitapları konuşma üslubuna göre derlenir ve basılır. Okuru hiç sıkmaz ve keyifle okunur. Sevmeyeni azdır, seveni çoktur.

    Yeni kitabı vesilesi ile bir etkinlik planladık. Katılım olursa hep birlikte okuruz, olmazsa biz kendi kendimize okuruz. :))

    Etkinlik 01.03.2019 - 15.04.2019 tarihleri arasında olacaktır.

    CEHALETTEN KURTULUŞ BİLETLERİMİZ:
    1) Bir Ömür Nasıl Yaşanır? (Öncelikli kitabımız)
    2) Gazi Mustafa Kemal Atatürk
    3) Türklerin Tarihi
    4) Cumhuriyet'in İlk Yüzyılı (1923 - 2023)
    5) Türkiye'nin Yakın Tarihi
    6) İlber Ortaylı Seyahatnamesi
    7) Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmek
    8) Türklerin Tarihi 2
    9) İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı
    10) Türklerin Altın Çağı
    11) İmparatorluğun Son Nefesi
    12) Yakın Tarihin Gerçekleri
    13) Son İmparatorluk Osmanlı
    14) Defterimden Portreler
    15) Tarihin İzinde
    16) Eski Dünya Seyahatnamesi
    17) Hukuk ve İdare Adamı Olarak Osmanlı Devleti'nde Kadı
    18) Üç Kıtada Osmanlılar
    19) Gelenekten Geleceğe
    20) Batılılaşma Yolunda

    İletiyi devasa uzunlukta tutmamak için, kıymetli kitaplarının bir kısmını derledik. Okuyacağınız kitap listede yoksa, muhakkak ki ekleyebiliriz.
    Katılımlarınızı bekliyoruz. Sevgiler.

    BİLETİ KAPANLAR:
    1)Murat Ç
    2)Begüm(şimdi düşünmeliyim)
    3)Adem YEŞİL
    4)Ebru Ince
    5)Büşra A.
    6)Mehmet Y.
    7)Şerif'e
    8)Thomas Magnus
    9)https://1000kitap.com/einkorn_emmer
    10)LunaPotter
    11)https://1000kitap.com/Epeolatry_
    12)Mehmet Sadık
    13)Deniz Temeller
    14)Funda Altıntaş
    15)brrke
    16)Zeynep Kaplan
    17)Pınar
    18)FUAT TAŞ
    19)Esra Duran
    20)Sherlock Holmes
    21)Sezen B.
    22)Mehmet Kılıç
    23)Özlem
    24)Merve ÖZDEMİR
    25)Canan sağlam
    26)Nilgün
    27)Damien
    28)Tuiklides
    29)Tuba
    30)Yıldırım
    31)Oğuzhan Afacan
    32)°Muutos
    33)inci k.
    34)ZümrütGökce / CédricVolokine
    35)https://1000kitap.com/esradmk
    36)ged_

    77)Roland Deschain