"ÇORAK DENİZ SARAYI"
"Güveneceğiniz insanları iyi seçmek gerekir. Sizin için ne kadar önemlilerse, sizi yüzüstü bıraktıklarında o kadar şiddetle yıkılırsınız."
İki çocuk. Bir orman. Ve kimsenin konuşmaya cesaret edemediği bir sır.
Yazar, daha ilk sayfalardan itibaren o masalsı ama ürpertici havayı öyle güzel kurmuş ki, kendimizi büyülü bir diyarın kapısında, bir korku filminin ilk sahnesindeymişiz gibi hissediyoruz.
Hikâye ilerledikçe adım adım açığa çıkan sırlar var. Ve her yeni bilgi, bir öncekinin üzerine tırmanarak bizi daha derine, daha karanlığa sürüklüyor.
İkiz kardeşiniz kaybolsa ve herkes “unut gitsin” dese ne yapardınız?
Gerçek sandığınız her şeyin yalan olduğunu öğrenseydiniz?
En güvendikleriniz aslında en büyük düşmanlarınız olsaydı?
Tiffany MacKenna’nın hayatı, ikiz kardeşi Tony ortadan kaybolduğunda tanıdığı tüm gerçeklerin sarsılmasıyla altüst olur. Küçük bir kasabanın loş sokaklarından, kadim efsanelerin yankılandığı karanlık ormanlara uzanan bu tehlikeli yolculukta Tiffany, kendi kaderini de keşfetmek zorunda kalacaktır.
Tiffany için kesin bir hedef var artık: Çorak Deniz Sarayı.
Efsanelere göre; burası iki dünya arasında, haritalarda olmayan bir yerde gizlenir. Perilerin, yaratıkların ve unutulmuş gerçeklerin mekânıdır. Masalların bile cesaret edemediği diyarların tam kalbidir.
Kimisi de der ki: Oraya gidenler geri dönmez. Dönenler de bildiğiniz gibi değildir.
Bilmediği başka şeyler de vardı:
MacKenna ailesinin gizemli geçmişi, perilerin gerçek yüzü, ve en önemlisi: kendi kaderi.
Peşine düştüğü ipuçları onu sadece Tony’ye değil, kendine de götürecekti. Ama belki de en önemlisi:
Periler, insanların gerçekten dostu mudur, yoksa en tehlikeli düşmanları mı?
Yazarın hayal gücü gerçekten güçlü. Kurduğu evren özgün. Karakterler ne tamamen iyi ne tamamen