Ne acımasız çıktın be zaman. Sessiz bir köşede özgürlüğüne mahkum sığıntı gibi yaşatmaya. Haklı olduğun ses tınılarını içine içine atmaya. Teselli sanırdım, yüzüme yakıştırdın o gülüşü mahrum. Yuttuğum yer yutkunduğum yerdi. Sen bizi ne güzel harcadın. Ucuz,eskici bile almadı. Hani istediğimiz yeri geçtik de geldiğimiz yer bile bizim değil. Toprak desen değil, taş desen değil. Gerçeğin içindeki yalanlar bile yalan değil. Sigaramın külüne baktım da var olan. Hani yanlış kül olmuş gerçek olan. Çocukluğunun hasretidir Yağmur ne garip yazdayız yağmurlu içimizdeki çocuk hala o kadar buhranı gökleri süslediğin gri gibi. Sen bizi var eden değil misin zaman. Bunca derin onca hassas. Terazinin bir tek bize bozuk. Acımasızlık bize yakışmazdı zaten güzelliği de bize bıraktın çirkinlik sende kaldı zaman...
Mesafeler
Mesafeler bir uçurumun ucunda, Kalbim iki arada, sevdiğimle doğrularla. Akıl almaz düşünceler, Rüzgarın çarpıcı havasıyla baş başa. Kainatta görülmemiş sözler, bakışlar, Belki de beni alıp götürenler, Arada bırakıp düşlerde gezdirenler, Kararsızlıklarla baş başa. Biz sussak, sadece gözlerimiz konuşsa, Yine böyle mi olurdu? Bir yanım hayaller, bir yanım gerçekler, Yalanlar, bahanelerle baş başa. Sözler boş, kifayetsiz kalırdı, Zamana bile sığmazken biz, Boşa akıp giden günlerimiz, Aynı döngüde tekrar baş başa. Fragmanlar belki de geleceğe, Gülüp anlatacağımız anılar olur. Kavuşmak için o güzel günlere, Belki de kalırız anılarla baş başa. Feragat etmek gerekir belki de bazen, Hayatın gerçeklerini görmek gerekir. Atsam da içime, Seni düşünmekten vazgeçemem. Belki de heyecan dolu anılarımız,
Şiir
Reklam
"Hayatımızı en çok mahveden kelime ne diye sorsalar, belki derim." Kendimize Yalanlar Bildiğimiz hâlde kabul edemediğimiz gerçekler üzerine...
İnsan ve Hayat
Sana gitme demeyeceğim. Yine de sen bilirsin. Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim, İncinirsin.
Velvele çok, icraat yok !
Bugünkü mevzumuz, hayatta "bir şey" olamamanın sancısı ile arz-ı endam edenlerin velvelesi... Bunlar her devirde insanın içini şişiren, enerjisini sömüren öylesi bir güruh... "Lafa gelince mangalda kül bırakmayan, işe gelince ortalıkta gözükmeyenler" kulübü. Hayatı sadece bir "tribün seyircisi" gibi yaşayıp, sahadakilere sürekli taktik vermeye, kusur bulmaya bayılırlar. Değişime, gelişime zerre katkıları olmadığı gibi, yapıcı tek bir fikir ürettikleri de görülmemiştir. "Velvele çok, icraat yok !" Bu profilin değişmeyen özelliği: Geçmişi (cemaziyülevveli)...Vitrin süsü olmak, parlatılmış boş bir imaj, hep "mış gibi" yapmak. Bugünü...Sürekli bir mağduriyet dili, her şeyden ve herkesten şikayet etme konforu, kronik memnuniyetsizlik. Geleceğe katkısı ise...Koca bir sıfır. Çünkü üretmek emek ister, risk almayı gerektirir; şikayet etmek ise bedavadır. "Kendi ışığına güvenen, başkasının parlamasından rahatsız olmaz." derler. Bunlar kendi ışıklarını yakamadıkları için, sürekli karanlıktan şikayet edip dururlar. Dünden bugüne bir arpa boyu yol alamamalarının sebebi de tam olarak bu: "Aynaya bakmak yerine hep başkalarını parmakla göstermek". Ne yazık ki çeneye verilen kuvvet, beyne ve ele verilmediği sürece bu vızıltı hiç bitmez. Mevzuya manzum uslüp ile devam edelim... ★ BOŞ KUBBENİN YANKILARI Anlayamıyorum ! Mazisinde de sadece vitrinde olma çabasından öte bir şey yapmamışları... Güne dair de; varsa yoksa sızlanma, şikâyetlenme, memnuniyetsizlik... Ya Hu, dünden bugüne hiç mi arpa boyu yol almaz insan... Yumurta vermez tavukların gıdak-gıdak velvelesi, Bal yapmaz arıların vızı-vızıl vızıltısı ! Eli iş tutmaz, dişe dokunur iş yapmaz, fikir üretmez, çeneye kuvvet... Bir ömür şikayet ettiğin mevzularda ne yaptın diye sorsan, cevap kallavi... Cemaziyyül-evvelini de
İnsanı en çok hangisi yıkar; Kendi inandığı yalanlar mı, yoksa karşı tarafın sahte masalları mı?
Reklam
Reklam