VEFATINDAN ÖNCE YAPILAN SON RÖPORTAJ...
Anlıyorum Efendim. Şimdi de izninizle 12 Eylül’e gelelim. 12 Eylül bildiğiniz gibi birçok hareketi hem iç ve hem de dış (muhteva ve şekil) açısından büyük ölçüde etkiledi. Şimdi bu etkileme ve etkilenme neticelerine bakarak 12 Eylül Müslümanlar açısından yararlı mı oldu? Seyyid Ahmet Arvasi: **Şimdi, olan olması gerekendir. Ortada bir içtimâî vakıa varsa, bir olmamalıydı diyemeyiz. Olmuştur çünkü. Şartlar, zaruriyeler… Neyle izâh ederseniz edin, olmuştur. Olmuşsa mukadderdir. Yâni, tarihteki falan hâdise olmamalıydı, falan hâdise şöyle olsaydı diye temenni edebiliriz ama bu hâdiseyi meydana getiren bir sebep ve sonuçlar zinciri var. Ve onu durduramazsınız artık. Biz, zaman üç boyutludur deriz, dün, hâl ve gelecek. Bizim geçmişe söyleyecek hiçbir sözümüz yoktur. Hâl üzerinde dahi bizim etkimiz çok zayıftır. Bizim ancak gelecek hakkında ümitlerimiz, hayâllerimiz ve düşüncelerimiz olabilir. Tabiî bundan geçmişten istifade edilemez anlamı çıkartılamaz. Geçmişte yapılan hatâları, sebep ve sonuç ilişkileri içinde değerlendirmekte muhakkak yarar var. 12 Eylül neden olmuştur? Bunun sebepleri üzerinde uzun uzun durmak mümkündür. 12 Eylül olmasaydı daha mı iyi olurdu? Sorusuna bile cevap vermeyeceğim. 12 Eylül Türkiye’de bugünkü durumu meydana getiren amillerden biridir. Günümüzü değerlendirmek ve yarına bir şeyler getirmek lâzımdır. Efendim, şöyle sorayım; 12 Eylül İslâmi hareketin hedefine ulaşması açısından menfî mi, yoksa müspet mi etki etti? Seyyid Ahmet Arvasi: **Biz Müslümanlar olarak evvelâ ne istiyoruz? Ne bekliyoruz? Realist olmamız lâzım. Şimdi, 1988 Türkiye’sinde biz Müslümanlar neler yapabiliriz? Ve bugünkü dünyada (bugünkü dünya dengesi içinde) ne isteyebiliriz? Kanaatime göre Müslümanların isteyebileceği şey, demokratik mânâda hürriyet nizâmına kavuşmaktır. Yâni, bugün bir
Selam selam selamm Gece aktifligimizi bir iletiyle taclandiralim dimi efm🙏🏻🙂‍↕️ Bu hesabı açmadan önce hayatımın neredeyse en boktan dönemlerinde flndım, sadece denk geldi bu arada yani gidişat kötü olmadan önce de burada böyle bir hesap açma fikrim vardı 🤧🎀 Sosyal hayatta özellikle çok zorlandigim bir dönem atlatiyordum, yeme bozukluğu, ailevi problemler vs vs kafam çok doluydu işte💨 Sürekli şeyi sorguluyordum, ben bu haldeyken bile neden sosyal kimliğim için endişeleniyorum, en ufak meselem insanlara yansirsa sanki her şey daha da kötü olucakmis gibi(şuan bu anlattıklarının konumuzla hiç alakası yok, içimden geçen her şeyi yaziyorum suan) düşünüyordum, bu düşüncelerimin sağlıklı olmadığını fark ettiğimde, kendim hakkında bazı gerçekleri kabullenerek bunları yavaş yavas aşmaya başladım iste bu hesap konseptiyle takıldığım zibilyon tane yer vardı ama burası hep bir farklı geliyordu, herkes kendi halinde ama tamamen değil, insanların cidden fikirleri var bir şeyleri savunuyorlar fln, acaba ben bunların arasında nasıl gözükürüm dedim kendim olarak, ne olursa olsun buranın samimiyeti bir başka cidden Sonrasını biliyorsunuz iste, hesabı açtım, yeni insanlar, her gün rastgele iletiler vs her şey tam istediğim gibi hatta tahmin ettiğimden daha iyi geldi bana, ha sorucak olursanız hayır ne yeme bozukluğu ne sosyal problemler hiç bir şey değişmedi hepsi aynen yerinde sinirimi bozmaya devam ediyor🥰🥰ama ama AMAA buranin bana kattığı çok şey olduğuna inanıyorum, merak ettiğim gibi burada kabul gördüğümü hissetmek bana gercekyen çok iyi geldi, basit seylere anlam yüklüyor olmam bile beni mutlu ediyor btww🥳 Ve şimdiki zaman, değişmiş hissediyorum😮‍💨 Ben, ben değil gibi🫪 hâl böyle olunca bazı şeyleri boslamak kendiliğinden gelisiyor, eskisi gibi hissetmeyi beklemiyorum çnk
Reklam
STRATEJİ ve TAKTİK...
Her dinî veya siyasî dâvâ, başarıyı; sağlam bir stratejiyle ve onu besleyen muhtelif taktiklerle kovalar. Taktikler hatâlıysa, niyet ve strateji doğru olsa dahi ortaya çözüm değil, yalnızca yeni problemler çıkar. Strateji yoksa yahut dava yanlış bir strateji üzerine kurulmuşsa, taktikler zeminsiz kalır; hüsnüniyet de ne yazık ki tek başına müspet bir netice vermez. Fertler ve cemiteler çoğu zaman bu eksiklik sebebiyle başarıdan mahrûm kalır; ancak genellikle bunun farkında bile olmazlar. Strateji ve taktik üretmeden, sadece büyük bir hüsnüniyet hissiyle konuşur; “din için, ümmet için, memleket, âile, iktisat, kültür yahut öğretim için bir şeyler yapılmalı” derler. Derler ama sonunda bir netice elde edemezler. Bu serzenişlerin bir muvaffakiyete erişememesi, niyetin bozuk olmasından değil; o niyetin, zaman ve mekânın icâplarına uygun bir stratejiye nasıl dönüşeceği ve o stratejinin siyasî, iktisadî, hukukî, kültürel, askerî vb. sahalarda ne tür talî taktiklerle destekleneceği hususundaki bilgi ve emek mahrâmiyetindendir. Bu mahrumiyet, evvelâ meselenin tespitinde, ardından da teşhis ve tedavisinde indirgemeci bir yaklaşımı doğurur. “Çözüm aslında çok basit, ama kimse bunu yapmıyor” gibi sathî kanaatler işte bu indirgemeci nazar sebebiyle çoğalır. Strateji ve taktikten yoksun her dâvaâ, bu nedenlerle, güzel niyetlerle atılan kuru sloganlara mahkûm olur. Sloganlarda talep edilenler hep “çok basit bir şeydir” aslında. O talebin nasıl’ı hakkında hassasiyetle konuşmanın gereği ortadan kalktığı için her şey bir anda kolaylaşıverir. __Bir dâvâ eri için niyet bozukluğu ne denli büyük bir cinayetse, sadece niyete sığınmak da o kadar büyük bir garabettir. Süreç ve bunun nasıl olacağı ciddiyetle ortaya konulmadan dillendirilen tüm büyük talepler, sadece niyete
Tefekkür Günlüğü
''Saat 21.00’den sonra ders çalışmak, ilk bakışta “fedakarlık” gibi görünse de aslında bilişsel performans ve sağlık açısından pek de kârlı bir ticaret değildir. Beynimizin biyolojik bir saati vardır ve bu saat, gece saatlerinde “öğrenme” modundan “onarım” moduna geçmeye programlıdır. İşte akşam saatlerinde kitapları kapatıp dinlenmeye geçmek için bilimsel ve pratik nedenler: 1. Uyku Kalitesi ve Melatonin Dengesi Vücudumuz, hava karardıktan sonra bizi uykuya hazırlamak için melatonin hormonu salgılamaya başlar. 21.00 civarı bu sürecin hızlandığı saatlerdir. • Mavi Işık Etkisi: Ders çalışırken maruz kaldığınız ekranlar veya parlak ışıklar, melatonin salgılanmasını baskılayarak uykuya dalmanızı zorlaştırır. • Zihinsel Uyarılma: Karmaşık problemler çözmek beyni “tetikte” tutar, bu da yatağa girdiğinizde zihninizin dönüp durmasına neden olur. 2. Bilişsel Yorgunluk ve Azalan Verim Gün boyu binlerce karar veren ve bilgi işleyen beyin, akşam saatlerinde bilişsel yorgunluk (cognitive fatigue) yaşamaya başlar. • Odaklanma Sorunu: 21.00’den sonra bir sayfayı üç kez okuyup hiçbir şey anlamadığınız o anı düşünün; işte bu, beyninizin “mesaim bitti” deme şeklidir. • Hata Payı: Yorgun bir zihinle yapılan çalışmalar, daha fazla hata yapmanıza ve yanlış bilgileri kodlamanıza neden olabilir. 3. Bilginin İşlenmesi (Konsolidasyon) Öğrenmek sadece okumak değildir; asıl öğrenme, bilgilerin kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe aktarıldığı uyku esnasında gerçekleşir. • Geç saatlere kadar çalışıp uykudan ödün verdiğinizde, beyninizin o gün öğrendiği bilgileri dosyalamasına (konsolidasyon) izin vermemiş olursunuz. Yani, az uyuyup çok çalışmak, dolmayan bir kovaya su doldurmaya benzer. 4. Kortizol ve Stres Seviyesi Gece geç saatlerde zihni zorlamak, vücudun stres hormonu olan kortizolü
1000Kitap
Matematik Tamam Peki Empatide Nerdeyiz?
“Bilgi zekayı büyütür, kelimeler ruhu iyileştirir.” — Yelda Kuşcu Kılıçarslan İçinde yaşadığımız dünyada insan ruhundan daha değerli bir şey yok ! Ama ne yazık ki eğitim sistemimizde,aile içinde bu paha biçilmez hazinenin adı çok geçmez. Okullarda bilgi ölçülür, ailede zeka övülür; oysa ruhun eğitimi hep ertelenir.Ailede sorun varsa sessizlikle veya yüksek sesle çözüleceğine inanılır..? Matematik notu düşerse dershaneye gidilir, ama kalbi kırılan çocuğa kimse “gel, duygularını bi konuşalım” demez. çözülen problemler değil, yanlış anlaşılan duygulardır. Geçenlerde ders işlerken öğrencilere sordum: “Yakınınız(anneniz ,kardeşiniz ..) ağladığında, üzüldüğünde ne yapıyorsunuz?” Gelen cevaplar: “Yalnız bırakırım.” “Sarılırım.” “Hiçbir şey demem.” Masum, içten, ama çok çok eksik… Çocuklar henüz duyguyu adlandırmayı, anlamayı, tamir etmeyi bilmiyor. Çünkü bu onlara hiç öğretilmedi. Matematiği öğrettik, fen deneyleri yaptık; ama “Bir insan üzüldüğünde ne yapılır?” dersini müfredata koyamadık.Güzel kelimelerin şifasından bahsetmedik bile.. Bir düşünün: “Geçecek ” demek, çoğu zaman ilaç gibidir. “Yanındayım” demek, insanın ruhuna kalkan örer. “Haklısın, seni anlıyorum.” demek, kalbin en kırık yerini onarır.Ama biz öğüt vermeyi pek bi severiz...Saatlerce nutuk çekeriz bir işe yarayacağına inanarak ... Güzel kelimeler aslında en ucuz, en kolay ulaşılabilen ama en çok unutulan ilaçtır. Fakat çocuklarımız bu kelimeleri hazır paketler halinde almıyor. Biz öğretmezsek, hayattan öğreniyorlar. Ve hayatın öğretme yöntemi, genellikle sert darbeler ve kırık kalpler üzerinden oluyor. Yılların tozunu taşıyan 'maarif' kelimesi, parlatılmış bir marifet gibi yeniden anlam bulmalı; Marifetle maarifin kesiştiği yerde yeni bir ders doğmalı: ‘Ruhun Maarifi’. İçeriği de : Duygu
İnsan ve Duygular
Medeni İnsanın Sekiz Büyük Günahı - Konrad Lorenz 1. Aşırı Nüfus 2. Çevrenin Yok Edilmesi 3. Kendine Karşı Yarış 4. Öldürücü Bir İlgisizlik 5. Genetik Bozulma 6. Geleneğin Kopuşu 7. Endoktrinasyonun Yayılması 8. Atom Bombaları Konrad Lorenz’in bu yazıda inceleyeceğimiz kitabı bundan yaklaşık 50 sene önce, 1973 yılında çıkmış. Lorenz bu kitapta modern insan medeniyetinin ortaya çıkardığı ve aynı zamanda onu da tehdit eden sekiz büyük problemden bahsediyor. İnceleme sırasında da göreceğimiz gibi, aslında bu problemlerin hepsinin altında yatan temel faktör modern teknolojidir. Modern teknolojinin gelişmeye devam etmesi ile birlikte bu problemlerin günümüzde yoğunlaştıklarını ve daha yaygın hale geldiklerini görüyoruz. 1. Aşırı Nüfus Organik yaşam, tıpkı bir baraj gibi, evrensel enerji akışının ortasına kurulmuştur. Yaşam biçimleri, negatif entropiden faydalanarak kendilerine enerji çekerler ve büyüyüp gelişirler. Büyümeleri ile birlikte enerji soğurma kapasiteleri de artar ve bu durum büyüme hızlarını da artırır. Bu tarz bir pozitif besleme mekanizmasının felaket ile sonuçlanmaması, bu pozitif geri besleme mekanizmalarının Doğa’da negatif geri besleme mekanizmaları ile dengelenmiş olması sayesindedir. Acımasız bazı fizik ve olasılık yasaları bu enerji soğurma ve büyüme eğilimini dengeler. Bu yasalar sayesinde canlılar ve eko-sistemler homeostatik bir denge kurarlar. Ancak insanoğlu teknoloji sayesinde bu kısıtları aşmakta ve negatif geri bildirim ile dengelenmeyen bir sürekli pozitif geri bildirim mekanizması ile nüfusunu sürekli artırmaktadır. Aşırı nüfus insanların büyük kitleler halinde devasa şehirlerde yaşamasına sebep olur. İnsanoğlu sürekli olarak yüzlerce, binlerce kişi ile fiziksel bir yakınlık içerisinde olduğu bu tarz bir varoluşa adapte olmuş
Reklam
Reklam