GÜNÜN ŞİİRİ
Filizi bir gülüştür, Yaprağın ve dalın istediği… Bulutlardan dökülüştür, Toprağın ve ağacın belediği… Pembe bir düştür, İnsanlığın ve yaşantının dilediği… Yürekten bir öpüştür, Sevgilinin ve güzelliğin özlediği. Necdet Evliyagil
Şiir
Sunay Akın
(Bu şiiri şu sebeple çok severim; ortadaki kıta bugün Cemal Süreya ile zerre alakası olmayan saçma sapan ağlak sözleri ve şiirleri onun adıyla paylaşanlar için yazılmış gibi sanki.) Cemal Süreya Buzdağına çarptın mı bilmiyorum ama Titanik gibi oldu batışın bir sen vardın çünkü şiirin dört bacalı şairi Dalgaların kıyıya vurduğu eşyalarını toplama telaşında imgenin derin sularına nefesleri yetmeyen lodosçular Bir gemi gibi batmak yakışırdı sonuna filikaya biniş sırasına benzeyen yaşantının: - Önce çocuklar ve kadınlar
Şiir
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Nilüfer Şiiri & Hikâyesi
Ben oraya koymuştum, almışlar, Arasına sıkışık saatlerin. Çıkarır bakardım kimseler yokken; Beni bana gösterecek aynamdı, almışlar. Kışken ilkyaz, sularımda açardı; Buzlu dağlar gerisine kaçıracak ne vardı? Eski defterlerde sararırmış yaprak. Beni bana gösterecek anlamdı, almışlar. Bir ışıktı yanardı gecelerde; Akşam, çiçekler uykuya yattı, Sardı karşı kıyıları karanlık- Beni bana gösterecek lambamdı, almışlar. Behçet Necatigil, Çağa Eğitim Enstitütü’nde edebiyat öğretmeni olduğu yıllarda öğrencileriyle paylaşmıştır şiirin hikayesini. “Birbirimizi severdik sonra araya ikimizden kaynaklanmayan bazı sorunlar girdi” diyerek sözle başlamaktadır şair. Kavuşamadıkları ve geriye yalnızca bir fotoğrafın kaldığı türden bir ilişkidir bahsettiği. Bu ilişkinin üzerinden artık seneler geçmiştir. Behçet Necatigil evlenmiş hatta çocukları olmuştur. Bazı akşamlar günün yorgunluğunu atmak için eski, kalın bir kitabın arkasına sakladığı eski nişanlısının fotoğrafına bakan Necatigil ” Onunla geçen günlerimi, gülüşmelerimizi düşünür mesut olurdum. Beni bana gösteren bir ayna gibiydi o fotoğraf. Rengi uçuk bu fotoğrafa bakmak tüm yorgunluğumu alırdı. Bir süre seyrettikten sonra fotoğrafı yerine koyar, huzur içinde uyurdum.” sözleriyle anlatmıştır, bu fotoğraf karesinin çağrışımlarını. Bu çağrışımlar öyle güçlü olacaktır ki ilerleyen süreçte fotoğrafa bakmak bir alışkanlık halini alacaktır şairde. Nilüfer’i de bu yorgun günlerin birinde yazmıştır. Eli yine eski kalın kitabına gitmiştir. Ne var ki, şairin yazdıkları fotoğrafın ilhamları olmayacaktır. Tam tersine, fotoğrafı kitabın arasında ve başka hiçbir yerde de bulamadığı için yazacaktır. “O günden sonra hayal penceremin önüne duvar örüldü ve karşı kıyıları bir karanlık kapladı” sözleriyle hikayesini sonlandıran Necatigil,
Sisler Bulvarı
“Bu pek ünlü şiiri, çoğu, Paris'te yazdığımı, adı geçen bulvarın Paris bulvarlarından birisi olduğunu sanır, öyle değildir. Şiiri Paris dönüşü, Laleli'de Şair Nigâr Sokağı'nda, emekli öğretmen Melahat Hanım'ın evinde pansiyoner kalırken yazdım, o zaman Günseli Pastahanesi diye bir pastane vardı. Akşamları oraya düşer, sonbahar sisleri basıp sokak lambaları puslu puslu yandı mı, yürüyerek taa Atatürk köprüsüne kadar inerdim. Demek yürüyüşlerde bir yandan Paris günlerini düşünüyormuşum, bir yandan sevdiğim kızı, bir yandan da gerilimli hayatı. Daha önce Ben Sana Mecburum'daki bazı şiirler dolayısıyla yazdığım gibi gizli komitacılık hayatı uzunca bir süre bıçağın ağzında yaşamamı gerektirmişti, bu yaşantının izlenimlerini dolaylı olarak böyle gerilim şiirlerinde söylemeye çalıştım. O zaman ciddi olasılıklar halinde beliren bazı şeyleri, sonraki kuşakların, gündelik ve acımasız gerçekler olarak yaşamasına ne demeli? Kırmızı Melek şarkısı merak edilmiştir, yeri gelmişken söyleyeyim; Porte d'orlen'da bir öğle sonu sinemaya gittik, sıradan bir Fransız filmi oynuyordu. Adı I'ange rouge/ kırmızı melek, film önemsiz ama aynı adı taşıyan şarkıyı unutmak ne mümkün!.. Müzik dükkanlarına girer, elektrikli gramofonlardan aralıksız bu şarkıyı dinlerdim. Ne kadar sevmişim ki işte böyle şiirin birisinde yer edinivermiş.” Attila İlhan (1995) Sisler Bulvarı elinin arkasında güneş duruyordu aylardan kasımdı üşüyorduk ağacın biri bulvarda ölüyordu şehrin camları kaygısız gülüyordu her köşe başında öpüşüyorduk sisler bulvarı'na akşam çökmüştü omuzlarımıza çoktan çökmüştü kesik birer kol gibi yalnızdık dağlarda ateşler yanmıyordu deniz fenerleri sönmüştü birbirimizin gözlerini arıyorduk sisler bulvarı'nda seni kaybettim sokak lambaları öksürüyordu yukarda bulutlar yürüyordu terkedilmiş